Nazar bir elektrik bir frekans ve kötü bir enerjidir.
Ancak bugün teknigin gelismesi ile asrin mucizesi olarak kabul edilen bio enerji ilmi sayesinde bu olay kanitlanmis ve insanlarin gözlerini çok etkili morötesi ve kizilötesi isinlar yaydigi, bu olayin da insanlar ve diger varliklar üzerinde büyük ölçüde tahribata neden oldugu anlasilmistir.
Iste bu isinlar insan düzeni olarak kabul edilen insanin biyolojik dengesini bozmakta ve insanlarda bitkinlige, halsizlige, hastaliga, hatta zayif bünyeli insanlarda ölüme bile neden olmaktadir.
Nazardan korunmak için insanin kendisine sürekli olarak "Maassallah" zikirini çekmesi de çok faydalidir.
Nazar ile ilgili bazi ayetler ;

51. AyetO inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'i) isittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç süphe yok o bir delidir" derler.
52. AyetOysa o (Kur'an), âlemler için ancak bir ögüttür.

3. AyetO ki, birbiri ile âhenktar yedi gögü yaratmistir. Rahmân olan Allah'in yaratisinda hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
4. AyetSonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradigi bozuklugu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.

 NAZAR HAKKINDA

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssası anlatılırken Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın oğullarını Mısır'a gönderdiği vakit onların şehre girmeleri hakkında onlara şöyle tavsiyede bulunduğu zikredilmektedir:
  "(Yakup) dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin.
  Ayrı ayrı kapılardan girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah'ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem.
  Hüküm ancak Allah'ındır.
  Ben ona güvenip dayandım.
  Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar. (Yusuf, 12/67)
  Hafız İbn-i Kesir, bu ayeti tefsir ederken Selef imamlarından naklettiğine göre, Hz. Yakup Aleyhisselâm, küçük oğlu Bünyamin'i hazırlayıp ağabeyleri ile beraber Mısır'a göndereceği zaman Mısır'da şehre girerken hepsinin bir tek kapıdan değil, muhtelif kapılardan şehre girmelerini onlara emretmişti.
  Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın böyle davranmasının sebebi şu idi: Çünkü Hz. Yakup Aleyhisselâm, insanların, çocuklarına "nazar" etmelerinden korkuyordu. Zira onlar, çok güzel fizikî yapıya sahip idiler.
  Yüce Allah (c.c.), kulu ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize hitaben şöyle buyurmaktadır:
  "Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
  Hâlâ da (senin için): Mutlaka o, delidir! Diyorlar.
  Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir." (Kalem, 68/51-52)
  Bir kısım müfessirlerin beyanına göre, müşrikler, peygamberimiz tiz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize olan kin ve hasedlerinden dolayı onu gözleri ile öldürmek istiyorlardı. Yani, gözleri ile ona nazar ediyorlar ve onu kıskanıyorlardı.

 

GÖZ DEĞMESİNİN SEBEPLERİ

   Bilmiş ol ki;
  Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur:
  Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onu güzel bulmasıdır.
  Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
  "Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi." (Müslim, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
  Bu hadis-i şerifte gözdeğmesinin tesirine ve isabet etmesinin sür'atine işaret ve te'kid vardır.
  Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
  "Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir." (El-Bezzâr. Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
  El-Elbânî bu hadis-i şerif için "Sahih" demiştir.
  Hafız İbn-i Hacer de "Hasen" demiştir.
  Bazı insanlar bu nazar olayını garip bulurlar.
  Bazıları da dehşete kapılırlar. Bununla beraber olaylar onun varlığını tasdik etmektedir.
  Nice kimse vardır ki, Allah (c.c.) ona bolca mal ve nimet vermiştir de bir hasedcinin nefsi o nimetlere takılmıştır. Böylece o adamın malı bir felâkete ve zarara uğramıştır. Yahut bütün malı ve mülkü yokolup gitmiştir.
  Yine nice insanlar ve özellikle de bazı kadınlar vardır ki, Allah (c.c.) onlara son derece fizikî güzellik vermiştir de bir hasedcinin nefsi o güzelliklere takılmıştır.
  Böylece o güzele bir felâket.
  Yahut bir hastalık,
  Ya da benzeri bir musibet gelmiştir de uzman doktorlar onun tedavisinden âciz kalmışlardır.

  NAZARDAN KORUNMA TEDBİRLERİ

   Gözdeğmesi (nazar) illetine yakalanmadan önce korunmak için şu tedbirler alınmalıdır:
  1) BİRİNCİ TEDBİR: Sabah ve akşam koruyucu dua, evrad ve zikirlere devam edilmelidir.
  Onları okuyan kimseyi Allah (c.c.) nazardan muhafaza buyurur.
  Okunacak sure ve dualar çoktur. Bazıları şunlardır:

 a) Fatiha Suresi
 b) Ayetü'l-Kürsî
 c) Felâk Suresi
 d) Nâs suresi
 e) Peygamberimizin okuduğu muhtelif Dualar

  
2) İKİNCİ TEDBİR:  Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.
  Hafız el-Bağavî "Şerhü's-Sünne" eserinde anlattığına göre, Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.
  Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: "Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz."
  3) ÜÇÜNCÜ TEDBİR: Gözdeğmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir.
  Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:
  "Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin." (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)
  Veya şöyle demelidir:
  "Ya Rabbi! Ona mübarek eyle." (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)
  Yahut şöyle demelidir:
  "Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur." (Ebu Davud, Edeb, 101.)
  Ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)'ın izni ile zarar defolur gider.
  Ebu Ümâme (r.a.)'dan rivayete göre, Âmir b. Rebîa, Sehl b. Huneyf e uğramıştı.
  O sırada Sehl b. Huneyf banyo yapıyordu.
  Âmir b. Rebîa dedi ki: "Bugünkü gibi parlak bir cild görmedim."
  Bunun üzerine Sehl b. Huneyf in durumu değişti.
  Çok geçmeden sar'a nöbetine tutuldu. Bayılıp yere düştü.
  Gelip Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e haber verdiler.
  Ona şöyle dediler: "Yâ Resûlallâh! Sehl' in imdadına yetiş. Onu sar'a iletti tuttu ve yere düştü."
  Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Kimin nazar etmesinden şüphe ediyorsunuz?" Diye sordu.
  Dediler ki: "Âmir b. Rebîa'dan şüphe ediyoruz."
  Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
  "Sizden biriniz kardeşinden hoşuna giden bir şey gördüğü zaman onun mübarek olması için dua etsin." (Ebu Ümâme rivayet etmiştir.)
  Daha sonra bir kap suya okudu ve Âmir'in o su ile abdest almasını emretti.
  Âmir de o su ile abdest aldı.
  Ayrıca yüzünü yıkamasını, Kollarını dirseklere kadar yıkamasını, Dizlerini yıkamasını, Eteğinin iç kısmını yıkamasını,
Ve yine üzerine su dökmesini emretti.
  Zührî diyor ki: "Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ayrıca ona, kabı ters çevirmesini emretti."
  Hadis-i şerifte gözdeğmesinin ilacı beyan olunmuştur. Buna göre, nazar eden kimsenin abdest azalarını yıkadığı ve bilhassa cildine temas eden iç çamaşırlarını yıkadığı su alınır ve nazar olunan kimsenin arkasından dökülür.
  Bir hadis-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
  "Sizden yıkamanız istenirse, yıkayınız." (Müslim rivayet etmiştir.)
  Yani, bir şahıs gelip de sizden birinizin abdest ve gusül suyundan elbisenin bir kısmına sürmek isterse, bunu yapsın. Bundan dolayı ona kızmasın, demektir.
  Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)'dan korkması ve gözdeğmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır.
  Bunun için Allah (c.c.)'ı çokça zikretmeye devam etmelidir.
  İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c.)'dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.
  Yüce Allah (c.c.)'ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.
  İşte bu da apaçık bir hüsrandır.

  NAZAR DEĞMESİNDEN SONRA


   Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı.
  Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır.
  Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.
  Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır.
  a) Fatiha Suresi,
  b) Ayetü'l-Kürsî,
  c) Felâk Suresi,
  d) Nâs Suresi,

  e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm'ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:
  "Allah (c. c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim).
  Sana eziyet veren her şeyin şerrinden,
  Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin.
  Allah (c.c.)'in ismi ile sana rukye ederim" (Buharî, Kitabu't-Tıb, 38; Müslim, Kitabu's-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu't-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)
  Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz' in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu:
  "Allah (c.c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin.
Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)" (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet .etmiştir.)
  Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zînetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip el âleme teşhir etmesi uygun değildir.
  Allâme İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur."
  Kimi, tam merkezden vurur. Kimi de, ıskalar!
  Abdullah es-Sâcî (r.a.)'ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.
  Birgün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah'ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah'ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah'ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.
  Dediler ki: "Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.
  Hayvana bakınca o da bu hâle geldi."
  Bunun üzerine Abdullah: "O adamı bana gösterin" dedi.
  Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.
  Sonra şu duayı okudu:
  "Allah (c.c.)'ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah 'c.c.)'a sığınırım).
  Nazar edenin gözdeğmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.
  Gözünü çevirip de (sema' ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner." (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi'nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)
  Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca gözdeğmesi kalktı.
  Allah (c.c.)'ın izni ile devesi iyileşti.

  PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v.) RUKYELERİ

   Buharî'nin rivayetine göre, birgün Abdülaziz (r.a.), Hz. Sabit (r.a.) ile beraber Enes b. Mâlik (r.a.)'ın ziyaretine gitmişlerdi.
  Hz. Sabit (r.a.): "Ya Ebâ Hamza! Biraz rahatsızım" dedi.
  Hz. Enes b. Mâlik (r.a.): "Senin üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu.
  Hz. Sabit (r;a.): "Oku" dedi.
  Hz. Enes b. Mâlik şu rukyeyi okudu:
  "Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Şifa ihsan et. Şifa verici sensin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî, Abdülaziz (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
  Yine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz hasta olan bazı ashabını eliyle sığayıp şöyle dua yapardı:
  "Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Ona şifa ver. Şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî. Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
  Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
  "Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi silip gider. Şifa, senin (kudret) elindedir. Senden başka ona (yol) açıcı yoktur." (Buharî, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)