MÜBAREK VE MUHTEŞEM AN
Geçim sıkıntısı, son haddinde:
Araplar, yiyecek bulamıyor.
Kıtlık arttıkça artmakta...
İşte; tam o sırada herkesin, açlıktan bir bir ölüp gideceği düşünülürken, bir
mucize oldu; bir bolluk, bir zenginlik... kumlardan nimet fışkırıyor gibi.
Kıtlığı, bolluğa çeviren bu mucizeye sebeb, Muhammedi nur'un anneye geçmesi.
Muhammedi nur'un anneler annesine geçmesi ile de kavruk çölde muazzam değişiklik
ve bereket.
Ticaret canlı, piyasa hareketli. Abdullah da bir Kureyş kervanı ile taşraya alış
verişe gidiyor. Ama Abdullah; on sekiz yaşındaki o güzelim delikanlı bunun son
yolculuğu olduğunu; geri dönerek hanımı ile doğacak çocuğunu göremeyeceğini
nerede bilebilirdi... Alınan alındı, satılan satıldı ve kervan dönüşe geçti.
Medine'ye gelmişlerdi ki, o genç ve dinç Abdullah, birdenbire hastalandı... kısa
bir rahatsızlık ve dayılarının evinde bu dünyaya veda...
Melekler, hayrette...
-Ya Rab! Resulün yetim kaldı!
Yüce Alalh, cevap verdi:
O'nun koruyucusu ve yardımcısı benim!...
......................
Acı haber Mekke'ye tez ulaştı. Amine ile baba Abdülmuttalib ve kardeşlerde
üzüntü derin ve büyük. Ağabey Haris, Medine'ye vardığında Abdullah, Dar-ı
Nabiga'da bir tümseğin altındadır.
Herşey fani ve boş...
Baki olan Allah; güzel olan, gelen sevgili...
Kederli Amine, hamileliğinin altıncı ayında bir rüya görüyor. Rüya değil bir
hal; bir hakikat. Bir adam, mübarek anneye nasihat vermekte:
-"Ya Amine! Tereddütsüz inan ki sen insanların en hayırlısına hamilesin.
Doğduğunda ismini Ahmed veya Muhammed koy!"
Bu bir ilahi müjde.
Amine, rüyada kendisine söylenene sadık...
Zaman akıyor...
Nihayet vakit tamam.
Ayı ve günü ile eksiksiz ve kusursuz an...
Hicretten elliüç sene evvel, Nuşirevan hükümetininin kırk ikinci yılı, fil
vak'asından iki ay kadar sonra Rabiulevvel ayının onikisi ve miladi 571 tarihih
yirmi nisanı... nisan ki mevsimlerin en güzeli, baharın en gözde ayı.
Nisan'ın 20'si; zamanın olgun bir çağı ve tabiatın renk ve koku çağlayanına
dönüşmesi...
Sabaha karşı.
Güneş, henüz doğmamıştı; tan yeri ahenk ve ihtişamla ağrıyor...
Günlerden Pazartesi. Pazartesi, hayatlarında dalma dönüm noktası... doğumları,
Hacerül Esved taşını yerine koymaları, Peygamberlik gelişi, Hicretleri,
Medine'ye varışları, vefatlır hep Pazartesi günleri... Ani bir ses yankılanması.
annede korku. Korku ile beraber beyaz bir kuş ortaya çıkıyor ve şefkatli
kanatları ile Hazret-i Amine'nin sıtını sıvazlıyor. O dakika korkunun yerini
kalb huzuru ve gönül rahatlığı alıyor. Ama susamamak mümkün değil; dili damağına
yapışıyor; gaipden beyaz bir kab ile süt gibi ak bir şerbet uzatılıyor. Baldan
daha tatlı bu soğuk şerbeti içtiği an susuzluğu diniyor ve kendisi ile birlikte
evi bir nur kaplıyor. Nasibli mekana gök delinmişcesine sağnak sağnak nur
yağmakta.
Allah'ın Sevgilisi'nin doğumu ile dünyayı şereflendirdiği mübarek ve muhteşem
an.
Amine'de hamilelik ve doğumdan dolayı ne bir ağrı, ne sızı var.
Meşhur Abdi Menaf kızları gibi hurma misali uzun boylu, narin yapılı, güneş
yüzlü huriler odayı doldurmuş, genç anne ve biricik bebeğe hizmet veriyor.
Mübarek Peygamberimiz, doğar doğmaz başı secdede:
-Lailahe illallah, inni Resulullah / Allah'dan başka ilah yokdur ve ben O'nun
resulüyüm.
Alnı secdede ve şehadet parmağı havada...
Ve udaklarında bir cümle.
-Ümmetim, ümmetim!
Bebek, melekler tarafından sünnet edilmiş, göbeği kesilmiş ve tertemiz.
Bu esnada göklerden yere perde gibi upuzun bir kumaş sarkıyor.
... ve bir ses:
-O'nu insanlardan gizleyin!
Annenin etrafında melekler. Anne terliyor. Fakat cildinden ter değil, miskten
rayihalar yükselmekte.
Ve bir sürü kuş. Zümrüt gagalı, yakut kanatlı bu kuşlar, bir yere konmadan
havada duruyor ve; gümüş ibrikler taşıyorlar.
Amine'nin gözünden perde kaldırılmış. Bir uçtan bir uca kainat nurla dolu; ta
Busra köşkleri görünüyor. Ve üç bayrak; Biri doğuda, biri batıda, biri Kabe'nin
üzerinde. Annelerin en azizi, görüyor bunları. Sonra nurdan bir beyaz bulut,
yavruyu alıp gözden kayboluyor.
Bulut giderken bir ses:
-O'nu doğudan batıya kadar gezdirin. Paygamberlerin doğduğu yerleregötürün ki
bereket hasıl olsun ve dualarını alsın. Atası İbrahim aleyhisselam'a arz etmeyi
unutmayın. Ayrıca denizlerde de dolaştırın. Bütün alem ismi ve cismi ile
kendisini tanısın!
Bir zaman sonra, Peygamber efendimizi kundaklı halde geri getirdiler. Elinde üç
tane analtar var:
Peygamberlik,
Zafer ve
Şeref sembolü üç anahtar.
Az bir zaman geçmişti ki öncekilerden de büyük, yine bulut şeklinde bir nur daha
yere indi. Buluttan kuşların kanat çırpışı ve at kişnemeleri işitiliyor.
Nur, aziz bebeği alıp uzaklaşırken bir nida:
-Muhammed aleyhisselam'a cin ve insanları takdim edin; ve O'nu peygamberlerin
ahlak denizinde yıkayın. Az bir zaman sonra onsekizbin alamin sultanını, saf ve
tatlı zülal suyu damlayan bir ipeğe sarılı olarak geri getirdiler. Adem
aleyhisselam'ın temizliği, Nuh aleyhisselamın inceliği, İbrahim aleyhisselam'ın
dostluğu, İsmail aleyhisselam'ın lisanı, Yusuf aleyhisselam'ın güzelliği, Yakub
aleyhisselam'ın müjdesi, Eyyub aleyhisselam'ın sabrı, Yahya aleyhisselam'ın
zühdü, İsa aleyhisselam'ın cömertliği O'na verilmişti.
Gün yüzlü üç kişi göründü. Birinin elinde misk dolu gümüş bir ibrik, brinde
yeşil zümrütten bir leğen, üçüncüsünde ipek bir kumaş vardı. Bunlar evin dört
köşesine birer sancak diktiler ve:
İşte dünyanın dört bucağına misal! O, hangi tarafa gitse bu sancak elinde
olacaktır, dediler. Sonra da mübareğin baş ve ayaklarını zümrüt leğende
yıkadılar. Bir ses duyuldu:
-O'nu Kabe'ye götürün; Kabe'yi O'na kıble yapacağım! Ve O'nu ipek bir kumaşa
sararak güzel bir kundak yaptılar. Üçüncü kişi, kundağı kısa bir müddet kolunun
altında tuttu.
...Cennetin hazinedarı Rıdvan ismindeki melek olan bu üçüncü şahıs, daha sonra
efendimize:
-Ya Muhammed! Bütün Peygamberlerin ilmi sana verildi. Şecaat meş'alesi senin
üzerinde yükseldi, zaferin anahtarı eline tutuşturuldu. Senin heybet ve azametin
göklerden duyuldu. Müjdeler olsun! Her kim adını yüreği titrer ve kalbine korku
düşer. Sana müjdeler olsun! Müjdeler olsun ki yüce Allah, bütün iyi huyları ve
güzel ahları sana verdi, dedi ve başına güzel koku sürdü, saçını taradı,
gözlerini sürmeledi ve bebekle birlikte gözden kayboldu.
...aradan üç gün geçmiştir. Bebek görünürlerde yok; bir kaç yardımcı hanımın
dışında Amine'nin akrabalarından da kimse görünmüyor.
Anne merak ve endişe dolu...
O merak ve endişe ile çocuğunu düşünürken Rıdvan, Sevgili Paygamberimizi geri
getirdi. Yüzü, ayın ondördü gibi parlak ve misk kokuyor. Melek:
-Bütün yeryüzünü O'na arzettim. Adem aleyhisselam'a götürdüğümde insanların
babası, bebeği bağrına basarak "sana müjdeler olsun! Sen, senden önce ve sonra
yaradılmışların efendisisin" dedi, diyerek olanları anlattı ve bir an
kayolduktan sonra, tekrar görünüp bebekle konuştu:
-Ey dünya ve ahiretin en makbulü! Yolların en güzeli senin yolun! Ümmetin
kıyamet günü seninle haşrolunacaktır! müjdesini verdi ve uzaklaşıp gitti...
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed...