BÜYÜKBABA
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu
ve resulüh
Şeybet'l-Hamd...
"Abdülmuttalib" diye bildiğimiz büyük babanın asıl ismi.
Babası Haşim, O dünyaya gelmeden evvel bir yolculuk sırasında Filistin'in Gazze
şehrinde vefat etmişti. Doğduğu zaman saçı bembeyaz olduğu için arapçada "ak
saçlı" manasına gelen "Şeybe" kelimesinin ilavesi ile ismini Şeybetü'l Hamd
koymuşlar.
Meşhur ismi Abdülmuttalib, "Muttalib'in kölesi" demek...
Küçük Şeybe, Medine'de annesi ile beraber dayısında kalıyor. O'nu dayısının
çocukları ile ok atar, gezip oynarken görenler, alnının parlaklığını, halinin
güzelliğini hemen farkeder ve başka bir sülaleye mensup olduğunu anlarlardı.
Şeybe'nin hal ve tavrındaki üstünlük Kureyş'in lideri amcası Muttalib'e haber
verildi...
-Ah, dediler. Kardeşin Haşim'in oğlunu bir görsene! Babasına olan benzerliğine
şaşarsın. Aynı emsalsiz üstünlük, aynı tarifsiz güzellik.
Muttalib, o güne kadar yeğenini hiç görmemişti. Bir deveye binerek Medine yolunu
tuttu. Medine'ye vardığında Şeybe'yi kapılarının önünde çocuklarla birlikte
oynuyor buldu, kimseye sormadığı halde yeğeninin hangisi olduğunu bildi ve bir
müddet yaşlı gözlerle çocuğu uzaktan seyretti. Daha sonra bu anı tasvir eden
dokunnaklı şiirler de yazacaktır.
Muttlib, Şeybe'yi yanına çağırarak kendini tanıttı. Ve O'nu sevip okşadı.
Birlikte annesi selma'ya gittiler. Muttalip, Şeybey'yi yanına çağırarak kendini
tanıttı. Ve onu sevip okşadı. Birlikte annesi Selma'ya gittiler. Muttalib,
Şeybe'yi de Mekke'ye götürmek üzere yengesinden müsaade aldı...
Amca-yeğen uygun bir vakitte Mekke yoluna koyuldular...
İşte Muttalip, devesinin üstünde, arkasında da yeğeni küçük Şeybetü'l Hamd
olduğu halde Mekke'ye giriyorlar. Deve, kaygısız gözlerle sağı solu tarar,
ahenkli adımlarla başı dik yürürken, Muttalip tanıdıklarla selamlaşıyor. Az
sonra terki deki çocuğu kasdederek:
Bu çocuk kim ya Muttalip? deniyor.
Merak ve samimiyet sebebi ile sorulan suale Muttalip ne demeli?...
"Biraderimin çocuğu" dese "koca Mekke Reisi yeğenini nasıl gezdiriyor!" diye
dedikodu yapılacak. Bir kaç saniyelik tereddütten sonra:
-Kölem, diyor dostlarına.
Şeybe bundan sonra, "Abdülmuttalip" diye tanınmaya başlandı. "Muttalibin kölesi"
yani. Gerçi Muttalip, kısa zaman içinde öksüzün giyim kuşamını düzeltti;
Şeybe'yi "yeğenimdir" diye takdim etti ama, O, hep "Abdülmuttalip" olarak
bilindi...
Abdülmuttalip misk kokulu.
Evet miskler gibi kokuyor. Alnında pırıl pırıl Muhammedi nur, hayır ve bereket
vesilesi. Ne zaman Mekke'de kuraklık olsa rica ediyorlar; Abdülmuttalip'le
birlikte Sebir dağına çıkılıyor. Yalvarma göz yaşı ve sağnak sağnak yağmur.
Şeybetü'l Hamd sekiz yaşınna geldiğinde Muttalip dünyasını değiştirdi ve O'nun
yerine Abdülmuttalip, milletine emir oldu.
Yüzkırküç yıllık ömründe herkes O'nu sevdi.. İnsanlar gönüllü olarak idaresine
girrerdi. İran Kisrası hariç yabancı devlet başkanları O'nun fazilet ve
büyüklüğünü teslim eder ve hürmet duyarlardı. Asrının en büyük devlet reisi
kabul ediliyordu.
Bütün bu misk kokuların; bu iyilik ve güzel hasletlerin sebebi Kainatın
Efendisine ait nur...
İşte peygamberimizin dedesi bu! Hayatı ve bir bir hakikat olan rüyaları ile
O'nun geleceğini müjdeleyen insan...
Daha pek genç olduğu sıralarda, bir gün Kabe yakınlarındaki evinde uyuyor;
uyandığında halinde bir gariplik seziyor. Erginleşmiş, daha bir güzelleşmiş ve
gözleri sürmeli. Bir anda büyük değişme!.. Bir kahinden olayın izaha
kavuşturulması isteniyor:
-Hemen evlenmelisin! Gök tanrısı böyle istiyor, diyor kahin.
Abdülmuttalip, iki kere evlendi; ama olmayan "gök tanrısı" istediği için değil.
Cenab-ı Hak öyle takdir ettiğinden.
ilk hanımından oğlu Haris dünyaya geldi. Ve bundan dolayı O, "ebu Haris" künyesi
ile anılır oldu.
Birinci hanımı vefat edince bu sefer Fatma binti Ömer ile izdivaç etti...
Abdülmuttalip, yine bir gün odasında iken ani bir uyku bastırması ile
uyuyakaldı. İçinden çok şey saklı olan müthiş bir rüya görüyor. Uyandığında
rüyanın derinden derine tesirinde. Sarsılıyor... Ne dese nasıl yorumlasa acaba?
En iyisi yine bir kahinin kapısını çalmak. Cinlerle bilgi alışverişindeki bu
kahinler, kendilerine has usullerle gelecekten haber veriyorlar... Abdülmuttalip
anlatıyor; sabit bakışlı donuk ve soğuk yüzlü, gramla konuşan, tebessüm nedir
bilmeyen kahin dinliyor.
Belimden bir beyaz zincir çıktı. Bir ucu en doğuya bir ucu en batıya, bir ucu
gökyüzüne, bir ucu yerin dibine uzanıyordu. Şaşkın bir halde zincire bakıyordum
ki bu kere de yeşil bir ağaç oldu. Zincir ağaç haline gelmişti. Dünyada kaç
türlü meyve varsa hepsi bu ağacın dallarından sarkıyordu. Ağaç aynı zamanda nur
fışkıran bir ışık seli. Işığı, güneşi bile bastırıyordu. Araplar ve arap
olmayanlar bu ağaca secde ediyordu. Giderek ağacın parlaklığı daha da çoğaldı.
Kureyş kabilesinden mbir cemaat ağacın dallarından tutundular.Bazı Kureyşliler
ise ağcı kesmek için bir araya geldiler.
Birden ortaya çok güzel yüzlü bir insan çıktı. Bu kadar güzel simalı birini hiç
görmemiştim. Bu güzel insan, ağacı kesmek isteyenlerin gözlerini çıkardı. Ağacın
nurundan almak için elimi uzatırken güzel adama da:
-"Bu ağacın nuru kime kısmet olur?" diye sordum.
-"Kim bu ağacın dallarına yapışırsa ona!" dedi.
-"Siz kimsiniz" dedim.
Biri:
-"Benim ismim Nuh'dur" dedi.
Öbürü:
-"Benim ismim de Halil İbrahim'dir" dedi.
Sonra da?
-"Ey Abdülmuttalib, bu ağaç o kadar mübarek, o kadar şereflidir ki, kandan kana
geçerek baba ve dedelerinden sana kavuştu haberin olsun..." dediler.
Abdülmuttalip, rüyasını anlatıp bitirdiğinde kahinin benzi sarardı, yüzü daha
kasvetli bir hal aldı. Demek ki korktukları zaman geliyordu... Bir müddet
sustuktan sonra zor işitilir bir yavaşlıkla rüyayı tabir etmeye başladı:
-Neslinden bir büyük insan gelecek ve O'nun kurduğu nizam ebedi olarak
yaşayacak... Nuh Peygamberin görünmesi şuna delalet ediyor; O zata karşı
gelenler Nuh ümmetinin asileri gibi bela denizinde boğulacaktır..
İbrahim Peygamber ise bir müjdeye işarettir. O'na tabi olanlar, Allahın "dostum"
dediği İbrahim Peygamber'in sevdiklerinden olurlar.
Peygamberimizin babaannesi Fatıma binti Ömer, Abdullah'a hamile kalınca, "nur"
büyükbaba Abdülmuttalib'ten Fatıma'nın alnına geçti. Bundan da Abdullah doğunca
O'nun güzel alnına taşınacaktır...