OLGUN GENÇ
ZAT-I PAK-I MUSTAFA'YA AŞIKIM
CAN İLE FAHR-ÜL VERA'YA AŞIKIM
3.Sultan Ahmed
Efendimiz, eshabı ile sohbet ederken bir defasında şöyle buyurdular:
Koyun gütmeyen hiç bir Peygamber yoktur.
-Siz de güttünüz mü ya Resulallah?
Eshab-ı kiramın nbu sualine Sevgili Peygamberimizin cevapları:
-Evet, ben de güttüm, olmuştur.
Peygamber efendimiz, gençlik çağlarında babasından miras kalan bir kaç boyunla
amcalrı Ebu Talib'in koyunlarını bazan yalnız başlarına; bazan da yaşıtı olan
gençlerle Mekke'nin güneyindeki Ciyad dağında otlatmışlardır. Bütün nebilerin
koyun gütmüş olmalarındaki sırrı İslam alimleri, Peygamberlerdeki merhamet
hissinin daha da çoğalması ve ümmetlerini daha çok hatırlamalarına vesile olarak
göstermişlerdir.
Nitekim Efendimiz, ilahi memuriyeti aldıktan sonra mübarek hadislerinden birinde
aile reislerini sürüsünden mes'ul çobana benzetmişlerdir.
.....................
Ebu Talib, eşsiz yeğeni üzerinde titriyor. Maksadı O'nun bozulan cemiyette sel
gibi akan kötülüklere bulaşmaması. Ama, O'nu asıl koruyan bizzat yüce Allah.
Allahü teala, sevgilisini öyle bir üstünlükte yaratmış ki cahiliyet devrinin
meziyet zannedilen adetlerinden O, nefret ediyor.
Muhammed aleyhisselam, Peygamber olmadan evvel de hafif ve habis fiilerden uzak
durdular... ne içki içtikleri vaki ne puta taptıkları, ne emanete hıyanet
ettikleri. Zaten koyun gütmelerindeki bir sebep de bu. İnsanlardan uzak durmak
ve kırların tefekküre imkan veren zemininde Rabbini düşünmek.
İşte bu mübarek genç hiçbir puta asla ve asla ibadet etmedikleri gibi
müşriklerin putları için yaptıkları şenliklere de katılmazdı... Kureyşli
bahtsızlar senede bir kere sabahtan gece yarınlarına kadar Buvane adlı putlar
ile olur; Buvanenin etrafına doluşarak saç kestirir, kurban keser ve örflerine
göre tapınırlardı.
O sene Buvane için yapılan törenlere Ebu Talib ve kız kardeşleri de iştirak
ediyorlardı. Bu sebeple Sevgili peygamberimizin de kendileri ile gelmesini
istediler. Efendimiz, teklifi kabul etmeyince çok üzüldüler ve "İlahlarımızdan
yüz çevirmek deek olan bu hareketinden dolayı bir felakete uğramandan
korkuyoruz" diyerek yeğenlerini karşı konulmaz bir ısrarla ayine götürdüler. Ama
putun yakınana vardıklarında ilahi himayedeki aziz gencin aniden kaybolduğunu
farkettiler. Asil ve üstün genci bir müddet sonrra bulduklarında yüzü solgun ve
korkmuştu.
Ebu Talib ve halaları şaşırdılar.
-Ne oldu sana ya Muhammed?
-Başıma bir felaket gelmesinden korkuyorum, buyurdular. Fakat amca ve halalar bu
kanaatte değildiler.
-Kötülükler sana dokunmaz. sen üstün ahlak ve müstesna bir hilkate sahipsin...
Ne gördün asıl onu söyle?
-Bu putun yanına yaklaştığım zaman beyazlar giymiş uzun boylu biri peydah olarak
"Ya Muhammed geri çekil ve sakın puta el sürme", diyerek ikaz etti. Putları
yerin dibine batıracak dinin tebliğcisi olacak olan eşsiz insan, bir daha buna
benzer merasimlere hiç yaklaşmamışlardır. Efendimiz "sallallahü aleyhi ve
sellem" sadece u şenliklere katılmaktan uzak durmamış; u vesile ile kesilen
hayvanların etlerini dahi kabul etmemiştir. O üstün yaradılışlı genç, yaşadığı
zamanın her türlü abes ve kötü hallerinden korunuyor. İslamiyetin koyacağı
ölçüye uygun şekilde giyinikler. Bilinmeden bu hudut birazcık aşılsa nurdan
mechul varlıklar hemen müdahele ediyorlar.
Efendimiz, bir gece Mekke yakınlarında bir arkadaşıyla birlikte koyun
güdüyorlar. Arkadaşına:
-Eğer koyunlarıma bakarsan ben de Mekke'ye gidip gece masalları anlatılan
toplantılara katılayım, diyorlar.
-Olur, diyor diğer genç.
Peygamberimiz, Mekke dışındaki ilk eve yaklaştıklarında def çalgı, ıslık sesleri
işitiyorlar. Düğün var. Bir kenara oturup seyre başlıyorlar. Ama hemen göz
kapaklarına bir ağırlık çöküyor ve uyuyorlar. Güneşin sıcaklığı ile
uyandıklarında düğün-dernek bitmiştir.
Bu hadisenin aynen benzerini bir kere daha yaşamış ve yine derin bir uykuya
dalması sebebi ile eğlencelere seyir şeklinde de olsa katılmamışlardır.
İlahi irade eşsiz varlığı hep aynı hal ve aynı yol üzere tutuyor. Ne eğlence, ne
gece masalları toplantısı, ne müşriklerin bayramı... Bütün haram ve faydasız
işlerden alıkonuyor.
Efendimiz yirmi, Hazret-i Ebu Bekr "radıyallahü anh" onsekiz yaşında
bulundukları esnada iki arkadaş ticaret için Şam yoluna koyuldular. Rahip
Bahira'nın bulunduğu manastırın civarına varınca Sevgili Peygamberimiz, bir
gürgen ağacının altına oturdular. Hazret-i Ebu Bekr de bir şey sormak üzere
Bahira'ya gitti.
Bahira ağacın altında oturanı sordu. Ebu Bekr "radıyallahü anh" efendimizden
bahsedince Bahira:
-Vallahi o bir Peygamberdir. İsa aleyhisselam'dan beri oraya kimse oturmamıştır,
dedi.
Bahira'nın yeminle söylediği sözler bu ümmetin en üstünü olan Ebu Bekr
efendimizin kalbine işlemiş, Kainatın sultanı daha sonra peygambeliğini
açıklayınca bu güzel hatısanın da tesiriyle tereddütsüz iman etmişlerdir.
Güzel efendimiz, yirmi yaşlarında bulundukları sırada Mekke'de yabancılarla
zayıflar için mal, can ve namus emniyeti kalmamış, anarşı ve zulüm kol geziyor
olmuştu.
Ecnebi türccarların malları gasbedilip paraları verilmiyordu...
Zilkade ayında Yemenli bir tacir, ticaret için bir deve yüklü mal getirmişti.
Mekke'nin tünınmışlarından As bin Va'il, tacirden malları aldı fakat bedelini
ödemedi. Üzüntüden perişen olan yabancı, söz sahibi bazı ailelere müracaat
ettiyse de buralardan terslenerek döndü. Derin üzüntüye düşen Yemenli, Ebu
Kubeys dağına çıkarak feryatlar edip manzum bir ifade maruz kaldığı zulmü yüksek
sesle anlatmaya başladı.
Böyle feryatlarla şiir okurken Kureyş büyükleri de kabe'yi şerif etrafında
kümelenmiş sohbet ediyorlardı....
Bu haksızlık bardağı taşıran son damla oldu. İlk harekete geçen ve başkalarını
da harekete geçiren Sevgili efendimizin amcaları Zübeyr oldu.
Meşhur ailelerin temsilcileri Mekke eşrafının önde gelenlerinden Abdullah bin
Ced'a'nın evinde toplandılar. Yemekten sonra asayişsizliği ve yapılan zulümleri
aralarında konuştular. Şehirde yerli-yabancı kimsnin haksızlığa uğramaması,
mazlumların hakları alınıncaya kadar onlarla birlikte hareket edilmesi, zulme
mani olunması kararlaştırıldı; ve buna dair yemin edildi. Yeryüzüne adelet ve
huzuru getirecek olan efendimizin de fal şekilde rol aldığı o toplantıda alınan
karara, "Hılf-ul-Fudul Andlaşması" dendi. Gerçekten bu andlaşma, zulme mani
olarak Mekke'de tekrar asayişi getirmiştir. Peygamberimiz daha sonraki senelerde
bir vesile ile eshabına bu bahse dair şunları ifade buyurmuşlardı:
-Abdullah bin Ced'anın evinde yapılan andlaşmada ben de bulundum. Bence o yemin,
kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha kıymetlidir, Şimdi de böyle bir
meclise davet edilsem giderim.
Bu sözler adalete ne kadar değer verdiklerine en güzel misal....
Evet, insanların, cinlerin ve Peygamberlerin en üstünü o sıralar yirmi
yaşlarındalar. Kendilerine meleklerin ilk görünmeye başlaması da bu günlere denk
geliyor.
Melekler, sevgili Peygamberimizi birbirlerine göstererek:
-İşte bütün alemin hidayetine sebep olacak Peygamber. Ama henüz davet zamanı
gelmedi, diyor ve gözden kayboluyorlardı.
Peygamberimiz yine yirmi yaşlarında bulundukları bu sıralarda Mekke'ye bir kahin
kadın geldi... Bir Mekkeli nereden aklına düştüyse kahineye:
-Söyle bakalım hangimizin ayağı makam-ı İbrahimdekine benziyor? diye sordu.
Adam, İbrahim aleyhisselamın Kabenin duvarlarını inşa ederken iskele olarak
kullandığı ve iki mübarek ayağının izi bulunan makamı kastediyordu.
Kahine:
-Şu ince kum olan yere bir örtü sererek üzerinde yürürseniz söylerim.
Denilen yapılıd ve çıplak ayakla örtünün üzerinden geçilmeye başlandı. Gecenin,
örtü üzerinde ayak izi kalıyordu. Kadın dikkatle izlere bakıyor... nihayet
efendimiz yürüyünce:
-İşte, dedi. Makamı İbrahimdeki ayak izlerine benzeyen izler....
..................
Hiç bir okula, hocaya gitmediği; üstelik annesiz-babasız büyüdüğü halde
efendimizin sahip olduğu üstün ahlak ve meziyet herkesi hayrete düşürüyor...
Sakin, yumuşak sabırlı, güler yüzlü, herkese karşı iyi, dürüst, cömert ve
sayılamayacak kadar iyi huylar.... yirmi yaşındaki bir insan bunları nereden
öğrenmiş olabilir ki? Kimse bunu araştırmıyor.
Fakat herkes O'ndaki benzersiz ahlaka hayran; bu yüzden O'na "el emin" lakabını
vermişler. İsminden çok "inanılır ve güvenilir doğru insan" demek olan el emin
deniyor ve bu şekilde hitap ediliyor.