BATMAYAN GÜNEŞİN DOĞUŞU
OKU! BÜTÜN MEVCUDATI YARATAN RABBİNİN İSMİYLE Kİ; O,İNSANI KAN
PIHTISINDAN YARATTI, OKU Kİ SENİN RABBİN KALEMLE YAZI YAZMAYI ÖĞRETEN, İNSANA
BİLMEDİĞİNİ BİLDİREN KERİMLERİN KERİMİ VE İHSAN SAHİBİDİR.
Alak suresi / 1-5
Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, ileride kendilerine damat ve
yerlerine halife olacak Hazret-i Ali'yi henüz ufacık bir çocukken yanlarına
aldılar... doğduğu amdan beri onunla yakından meşgul oluyoırlardı. Ama, çekilen
şu kıtlık, himayelerine de almalarını gerektirdi...
Öncekilerden daha büyük bir kıtlık, hali-vakti yerinde olanları bile sarsmış ve
herkesi geçim darlığına düşmüştü.
Sıkıntı içinde olanlardan biri de Ebu Talib; Hazret-i Ali'nin babası... Mübarek
Peygamberimiz amcasını düşünüyor. Çocukları çok olduğundan eli darda. Bunca
iyiliğini gördüğü insanın yükünü hafifletmek için bir çare bulmalı.... Akri
halde Ebu Talib yoklukla mücadele ederken O'nun rahat olması mümkün değil.
Diğer amcalardan Abbas'a gidiyorlar:
-Amcam Ebu Talib'in üyük sakıntıda olduğunu biliyorsun. Nüfusu kalabalık.
Çocuklardan birini sen birini de ben kendi evlerimize alırsak sanırım yükü
hafifler. Fikrime ne dersin?
Hazret-i Abbas, radıyallahü anh teklifi isabetli buldu. Birlikte Ebu Talib'in
evine geldiler. Ve geliş maksatlarını O'na izah ettiler.
Ebu Talib, kendisinin düşünülmü olmasına ve gösterilen vefa hissine memnun
kalarak:
-Akil ile Talib'i bana bırakın; diğer ikisini siz bilirsiniz, dedi.
Bunun üzerine Hazret-i Abbas Cafer radyallahü anh'ı Efendimize Ali kerremallahü
vecheh'i bakım ve himayelerine aldılar.
...böylece Ali radıyallahü anh efendimiz, küçük yaşlarından itibaren önlerinde
örnek ve taklid edilecek insan olarak kainatın baştacını buldular... Bu iri
siyah ifözlü buğday tenli, güler yüzlü güzel mi güzel çocuk, hep ona özendi, hep
O'na benzemeye uğraştı, O'nun yaptıklarını ölçü aldı vöe daha on yaşındayken
Müslüman oldu.
Peygamberimiz otuzdokuz yaşındalar... gündüz vukua gelecek hadiseleri uyku ile
uyanıklık arasında iken gece rüyü olarak kendisine gösteriliyor.
Rüyalar aynen çıkıyor.
Böylece insanlığın kurtarıcısı, nübüvvetin kırkaltı cüzünden bir cüz olan bu
sadık ve salih rüyalarla pelygamberliğe hazırlanıyor.
Yine bu sıralar "Ya Muhammed" diye sesler duymaya devam ediyorlar.
Büyük an'a; vahyin inzaline; peygamberlik gelmesine altı ay var... bu günlerde
yalnız kalmak istiyorlar. Yanlarına bir miktar yiyecek alarak Mekke'ye bir saat
uzaklıkta olan Hira Dağı'ndaki bir mağaraya gidiyorlar.
Derin gökler, engin çöl ve ıssız ve sessiz Hira Dağı... Burada İbrahim
Aleyhisselamın buyurduğu tarzda Rablerine ibadet ve muazzam tefekkür içindeler..
Bazan Mekke'ye inerek Kabe-i Şerifi ziyaret ve tavaf ettikten sonra evlerine
gelip bir müddet kalıp ekmek, zeytin gibi azık alarak yine Hira dağı'na
çekiliyorlar....
Bazı kadınlar da faaliyetteler. Hadice Radıyallahü anha'nın kalbine fitne
sokmaya çalışıyorlar. Dedikleri şu:
-Bak; sen mal-mülk neyin varsa O'na bağışladın. Kocansa senden uzaklaşıyor.
Herhalde seni sevmiyor!
Validemizin bu cahilce sözlere cevabı:
-bunlar benim ne aklıma ne hatırıma gelir. Yanılıyorsunuz. O benle alakasını
kesmez. kendisinde saadet nişanları ve Peygamberlik işaretleri var. Yıllardır
beklediklerimin yakında ortaya çıkacağını tahmin ediyorum.
-Hadice annenin üstün bir idrak ve sezişle ortaya koyduğu tesbit tamamen
isabetlidir.
Ramazan ayının ortaları. Bir gece efendimiz, inzivada bulundukları Hira'dan
evlerine dönüyorlar. Safa ile Merve arasına geldiklerinde bir ses ile derinden
derine ürperdiler:
-Ya Muhammed, sen Allah'ın Resulüsün, ben de Cebrailim...
Ses gökten geliyordu. Başlarını kaldırdıklarında Cebrail Aleyhisselamı
gördüler... İnsan şeklindeydi. Allahın sevgilisi, meleklerin en üstünü ilk defa
gördüklerinden tanıyamıdı.
..........
Acaba gördüğü ilahi bir hadise mi idi yoksa cin veya şeytanlar mı kendisiyle
uğraşıyorlardı.
Cebrail kaybolana kadar bulundukları yerden kıpırdayamadan hep ona bakakaldılar.
Evlerine doğru yürümeye başladılar. Yol boyunca kendilerine selam verildiğini
işitiyorlar. Her tarafa baktıkları halde, taş ve ağaçlardan gayrı bir şey
görülmüyor. Taş ve ağaçlar, ahir zaman Nebisine;
-Aleyke Ya resulallah, diyerek, selam veriyorlar. Efendimiz başlarına gelen bu
fevkalede halden bayağı endişeye düşmüşlerdi. Bu halin sırrı, hakikatı aslı
neydi?
Büyük düşünce ve ızdırapla eve girdiler...
Hemen kendilerini karşılayan zevceleri Hadice radıyallahü anha;
-Yüzünde bu ana kadar şahid olmadığım bir nur müşahede ediyor ve bgüne kadar
rastlamadığım bir güzel koku alıyorum, deyince:
-Ey Hadice, bir takım seisler işitiyor ve ışıklar görüyorum, dedikten sonra
şimdiye kadar yaşamadıkları bazı haller içinde olduklarını ifade ettiler ve
şöyle buyurdular:
-Cinlerin musallat olarak beni kahin yapmalarından korkuyorum. Halbuki ben,
putlardan da kahinlerden de nefret ediyorum.
-Allah seni üzmez ve utandırmaz! Böyle deme ve korkma... A llah senin başına
böyle birşeyler vermez. Cinler semtine bile gelmez. Çünkü sen, öyle güzel
ahlaklısın ki, sözlerin hep doğru, emanete daima riayet edersin. Akrabalarla
bağını kesmezsin, misafiri seversin, düşkünlere yardım edersin, başına felaket
gelmişlerin imdadına koşarsın... Lütfen sabır ve sebat göster. Bütün insanlığa
Peygamber olacağına eminim. Korkma...
Bundan bir gün sonra; Miladi 611 tarihinin Şubatına denk gelen Ramazan ayının
17.gecesi. Güneş henüz doğmamış. Ortalıkta çıt yok.. Dünya bir uçtan öbür uca
kadar kalın bir sessizlik tabakası ile kaplanmış gibi. O, Sallallahü aleyhi
vessellem, bu ürpertici yalnızlıkla yine Hira Mağarasında itikaf ve ibatdetle
meşgulle...
Gece sehere doğru akıyor. İşte tam bu sırada mağarayı bir ışık atomu en dip
noktaları dahi aydınlatan bir nur doldurrdu. Sevgili Peygamberimizin karşısında
Cebrail Aleyhisselam. Çok güzel bir insan şeklinde. Üzerinde sırmalı atlastan
bir cübbe var. Güzel kokular sürünmüş.
Büyük melek konuşuyor. Konuşurken de semadan, dağlardan ve ağaçlardan sesi
geliyor Hayret verici bir hal.
Bu an kainatın yaşadığı en kıymetli zaman birimlerinden biridir... Kırk beri
tanıyan herkesin üstün ahlak ve yaradılışına tarifsiz bir hayranlık duyduğu
Muhammed'ül Emin, Alak Suresi'nin ilk beş ayeti ile Nebi olmaktadır.
Melek , ilahi emri iletiyor:
-Oku / İkra!
Efendimiz şaşırıyorlar:
-Okumuşluğum yok. / Ma ena bi-kari!
Bu cevap üzerine vahiy meleği Peygamberimizi kucaklayarak kuvvetle sıktı ve
tekrar :
-Oku! dedi.
Cevap aynı:
-Okumuşluğum yok!
Cebrail, aleyhisselam, bir kere daha sıktı ve yine: -Oku;
Cevap:
-Okumuşluğum yok.
Cebrail, Peygamberimizi üçüncü defa sıkıp bıraktı ve O'nu kalbinde surenin
silmeyecek tarzda yer edecek hale geldiğini anlayınca ilahi fermanı nakletti.
-Oku! Bütün mevcudatı halkeden Rabbinin ismiyle ki; O, insanı kap pıhtısından
yarattı. Oku! Ki senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten, insana bilmedeğini
bildiren kerimlerin kerime ve ihsan sahibidir. Peygamberimiz de ayetleri melekle
birlikte okumuştu... Yirdmiüç yıl decam edecek olan vahiy başlamış ve ebedi
islam güneşi batmamak üzere bu gecenin seherinde doğmuştu.
-Cebrailin görünmesi, O'nu üç kere sıkması ve sureyi ezberlemesi hepsi an bile
denmeyecek bir kısa zaman parçası içinde olmuş ve büyük melek gözden
kaybolmuştu...
Sevigili Peygamberimiz, gelen surenin mehabeti ile ürpertilerle dolu olarak
mağaradan çıkıp evinin yolunu tuttular. Eve varır varmaz :
- Beni örtünüz! buyurarak heyacan ve ürpertileri geçene kadar yatakta istirahat
edip sakinleştikten sonra yaşadıklarını Hadice'ye anlattılar. Hala karşılarına
çıkan fevkaladeliğin rahmani mi şeytani mi olduğundan emin değiller.
İşin hakikatını tahkik için Varaka Bin Nevfel'e gittiler. Artık gözleri görmez
olmuş bu çok yaşlı ve alim zat, işin doğrusunu onlara anlatabilirdi.Varaka
efendimizi dienledikten sonra:
-Bahsettiğin, Cenab-ı Hakkın Musa ve İsa Peygamberlere gönderdiği dürüstlük
timsali manasında "namus-u ekber" ünvanlı cebraildir. Yemin ederim ki sen İsa
Aleyhisselamın haber verdiği son Peygambersin. Yakında ilahi emirleri tebliğ ve
cihad buyurulur. Keşki ben de genç olsaydım da seni kavmin Mekkeden Hicrete
zorladıkları zaman yardımcı olabilseydim.
Mekke'den mi çıkarılacağım?
-Evet seni yalan söylemekle itham edecekler. Vahiy tebliğ edip de milletinden
düşmanlık görmemiş Peygamber yoktur, dedi. Ve iki cihan güneşinin alnından
öperek uğurladı.
Efendimizin böylece Peygamber olarak vazifendirildiklerine şüpheleri kalmadıe...
Ama ilk vahiyden sonra üç yıl vahiy enmadi. Bu zaman içinde yine meleklerin
büyüklerinden Mikail Aleyhisselam gelerek Peygamberimize bazı bilgiler
öğretiyordu.
Sevgili Peygamberimiz, bu devrede bazı vakitler üzüntü ve tereddüte düşünce
Cebrail Aleyhisselam görünerek:
-Ya Muhammed! Sen , Allah'ın Peygamberisin diyerek O'ndaki üzüntüyü giderir ve
huzurunu tazelerdi. Ancak Cebrail aleyhisselam bu görünmelerde yüce Allah'tan
vahiy getirmiyordu...