LA İLAHE İLLALLAH
BU BİR KİTAPTIR Kİ AYETLERİ İLE EMİR VE YASAKLARI VA'D VE
VA'İDLERİ AYIRMIŞTIR. ARABİ LİSANLA ALLAHÜ TEALA'DAN İNDİĞİNE İNANAN KAVİMLERE
CENNETİ MÜJDELEYİCİ VE İNANMAYANLARI CEHENNEMLE KORKUTUCUDUR. MÜŞRİKLERİN ÇOĞU
O'NU KABULDEN KAÇINIP, CAN KULAĞI İLE DİNLEMEZLER.
FUSSİLET
Ukaz panayırı. Türlü türlü, renk renk mallar alıcıya çıkarılmış. Pazarlık
yapanlar, para ödeyenler, yeni mal getirenler... orta yaşta bir insanın hakim ve
cesur bir eda ile şöyle seslendiği duyuluyor:
-Ey insanlar! "La ilahe illallah" deyiniz ki kurtulasınız.
Bütün bakışların kendisine çevrildiği bu kurtuluş habercisi münadi Sevgili
Peygamberimizden başkası değil... ama O, pazar yerini böyle sokak-tezgah gezip
vahyi tebliğ ederken biri de O'nun ardınca dolaşıp,
-Aman ha! Sakın inanmayın, diyor.
Efendimize musallat olmuş bu zulmet elçisi ise Ebu Leheb.
Ebu Leheb; yani insanların ebedi saadete çıkan yollarını kesip felakete
sürükleyen bir cehennem hizmetçilerinden biri.
Çevre kabileler, Hacca geliyor. Beytullah'ı tavaf edip yurtlarına dönüyorlar...
ama dinlerinin hükümsüz ve batıl olduğundan haberleri yok. Boşa zahmet
içindeler. Çünkü; Allah, sevgilisine Kur'an-ı kerim'i indirerek eski dinlerin
hepsini fesh etmiş bulunuyor...
Bu sebeple Peygamber efendimiz, Mekke'ye gelen bu ziyaretçileri karşılayarak
onlara yumuşak, tatlı, cezbedici bir üslub'la İslamiyeti anlatıyor.
Ve bu yabancılar anlıyor ki şu yüksek ahlak güzelliğindeki bir zat, asla ve asla
hakikate aykırı bir şey söylemez. O'nun anlattıkları kalblerini imanla
dolduruyor... hep müslüman oluyorlar...
Putları ile Allah'a ortak koşan Mekke kafirleri, durumdan ciddi şekilde
rahatsız... kendi içlerine ikilik soktuğu; baba ile evladı ayırdığı yetmiyormuş
gibi şimdi de komşu kabileleri bir bir safına çekiyor... bir çare bulmalılar
buna; ama nasıl?
Kureyş'in güngörmüşlerinden Velid bin Mugire, müşrikleri kendine çağırdı:
-İçinizdeki en yaşlı benim. Sözüme kulak verin. Şu felakete tez vakitte çare
bulmalıyız. Beni dinleyin!
-Aman söyle ey pir!
-...Mekke'ye hacca geliyorlar. Muhammed, bunları kendi dinine çekiyor. Bir bir
O'nun tarafına geçiyorlar. Akıbeti iyi görünmüyor. hem içten hem de etraftan
sarılıyoruz. Farkında mısınız?... Buna kısa zamanda mani olmazsak iş işten
geçmiş olacak. Bir çare düşünmeliyiz.
-Sen daha iyi bilirsin ya Velid!
-Evet bir çare... O'nun için bir sıfat bulalım ve hepimiz bunu kullanalım. Eğer
Ebul Kasım için herkes bir şey söylerse bir yabancı buna inanır mı? Siz olsanız
inanır mısınız?
-Sen ne dersen o olsun. Mesela "kahin" veya "deli" desek...
-Bırakın bu lafları!.. Öyle bir şey bulun ki tam yerine otursun... ben kahinleri
bilirim. Muhammed'in dedikleri ile kahinlerin söyledikleri arasında hiç bir
yakınlık yok... deli demekse, deliliğin ta kendisi Sizde hiç akıl yok mu?
-Sihirbaz desek?
Velid, kirli parmakları ile kırçıl sakalını kaşırken gözü bir o yana bir bu yana
kayarak karşısında oturmuş olanları süzüyor; manasız bakışları ahmak çehrelerde
dolaşıyordu. Bir köpek, şerlerinden kaçar gibi yan yan kaçarak kalabalıktan
uzaklaştı... Velid bir iki kere öksürdü ve:
-Sihirbaz; yani büyücü. Ama herkes onu yakından tanıyor. Çok fasih ve beliğ ve
mantıklı konuşuyor. Ne yapsak?
-En akıllımız en tecrübelimiz sensin. Senin dediğin olsun.
Velid, kafasını yere eğdi, eliyle başlığını yana iterek saç diplerini kaşıdı. Ve
yılgın fakat intikam dolu bir lisanla:
-Evet, evet! Doğrusu yine sihirbaz diyelim. Çünkü O, konuşmaları ile kardeşi
kardeşten, babayı evladından, dostu dosttan koparıyor. Fakat "O, sizin
bildiğiniz sihirbazlardan değil; bir Babil sahirbazdır." deriz. Ortak sözümüz bu
olsun.
Boşa çaba!... ne yapsalar, başlarını hangi taşa çarpsalar boş.
Aciz kalmarı onları daha da kurdurtuyor.
................
Kureyş'in önde gelenleri; servetlerine, asaletlerine, şöhretlerine mağrur bu
adamlar, kabe'nin dibine oturmuş. Efendimizi çekiştiriyorlar. Öfkeleri büyük.
Kendi kendilerini suçluyorlar. İçlerinden biri yumrukları ile havayı döverken
ağzında tükrük kalmamış halde dili damağına yapışa yapışa, boyun damarları şişe
şişe bağrıyor:
-Bu ne haldir böyle? Üzerimize ölü toprağı mı serpildi? O, bizi suçlar
tanrılarımıza hakaret eder, dinimizi reddeder ve aramızı açarken biz ne
yapıyoruz? Hiç bir şey! Biz ki üstümüze toz kondurtmazdık... bu miskinliktir,
miskinlik...
Adam bağırmaktan mosmor kesilmişken, Efendimiz lafın üzerine geldi. Bir anda
ortalık buz gibi oldu. Serveri alem, doğruca Hacer'ül Evsed'e giderek huşu ile
öpüp tavafa başladılar...
Allah ve Resulullah düşmanları ilk şaşkınlığını üzerinden atınca salyalı
ağızları ile Sevgili Peygamberimize hakaretler yağdırmaya başladılar... O'nun,
sallallahü aleyhi ve sellem, mübarek yüzlerinde üzüntü ve nefret emareleri
görülüyordu. Buna rağmen ilk tavafta sükutu tercih ettiler. Ama durmuyorlar;
ağır sözlerle itham ediyorlar... bunun üzerine kainatın efendisi, karşılarına
öyle muhteşem bir vakarla dikildiler ki, o deminki arslanlar birer uyuz çakala
döndü... Peygamberimiz, istikballeri için müthiş bir ihtarda buluyor. Titremeye
başladılar.
-Ey Kureyş, beni dinleyin! Nefsim kudret elinde o Allah hakkı için eğer İslam
dinini kabul etmezseniz sizi koyun gibi keserim. Elimden kurtulacağınızı
sanmayın!..
Rabbim, "asaletmeabları" bir köleden daha zelil hale düşmüştü. Küçük adamlar
yalvarıyor:
-Aman Ebul Kasım biz sana ne dedik ki! şey yani... sen bizden birisin zaten.
Aman ibadetine devam et. Biz sana nasıl karışırız?..
Efendimiz tavafa devam ettiler.
...Ama müşrikler yalan söylüyor.
Peygamberimizin sözleri ile yıldırımla vurulmuşa dönmüş ve ancak ertesi gün
kendilerine gelebilmişlerdi. ve kendilerine gelir gelmez de Sevgili
Peygamberimizi buldular. Allahın habibi, yine Kabeyi tavaf ediyorlar.
Ukbe bin Ebi Muit, üzerlerine atılıp yakasına yapıştı. Öyle insafsız sıkıyor ki
Peygamberimiz güçlükle nefes alıyor. Hazret-i Ebu Bekir koşuyor; bu defa onun
üzerine çullanıyorlar.
Fakat bu hareket gayretullaha dokunmuştu. Saldırganlardan ilahi intikam alıncak
ve sonları felaket olacaktır.
İşte:
Müşrik sürüsü, Kabenin yanında toplanmış and içiyorlar:
-Muhammedi gördüğümüz yerde derhal öldüreceğiz. Bu iş buraya kadar gider! Yetti
artık!! İlk defa hangimiz görürsek görelim anında öldüreceğiz. And mı?
-Andolsuh, andolsun...
... kötü haber, Sevgili Peygamberimizin sevgili kızları Fatıma, radıyallahü
anha, hazretlerine ulaşınca mübarek kalpleri titredi. Ve üzüntüden şaşırmış bir
hal ve nemli gözlerle babacığına gelerek işittiğini nakletti.
Peygamberimiz yavrucuğunu teselli ederek, celal sıfatları ile kafirlerin üzerine
geldiler ve önlerine dikildiler. Kime baksalar; o müşrik heykel gibi olduğu yere
mıhlanıyordu. Hiç bir müşrikte yerinden kıpırdayacak mecal kalmadı.
Resullerin Resulü yere eğilerek bir avuç toprak alıp müşriklere saçtılar...
... bu topraktan kime değdi ise o kafir Bedir savaşında İslam mücahidleri
tarafından öldürülerek, canı Cehennemi boyladı