YEMENE SIÇRAYAN NUR KIVILCIMI
RESULULLAH'IN BÜTÜN HARPLERİNDE BULUNAN; HAZRET-İ EBU BEKR
DEVRİNDE İSLAMİYETİ TERKEDEN BEDBAHT MÜRTEDLERLE YİĞİTÇE VURUŞURKEN ŞEHİD OLAN O
KAHRAMAN SAHABİNİN YÜKSEK RUHUNA OKYANUSLARA KOŞAN COŞKUN IRMAKLARIN BERRAK
SULARI KADAR SELAMLAR OLSUN.
Peygamberimizi dinleyen biri şayet peşin hükümlü değilse mutlaka müslüman
oluyor... insanların böyle tek tek müslüman olmaları putperest Mekkelileri son
derece rahatsız etmekte. Bu yüzden etrafını uzaktan uzağa görünmez duvarlarla
çevirerek insanlardan tecrid etmeye çalışıyorlar.. bu duvarlar; yalan, iftira ve
dedikodu aşağılığı tarafdan kuşatıp aynı sözleri belki bin kere tekrarlayarak
alabildiğine bir menfi propaganda ile beyin yıkıyorlar...
Tufeyl bin Amr'ı bile bu korkunç söz taarruzu ile kandırabildiler. O Tufeyl ki
Yemen'in en iyi kabilesine mensup seviyeli bir insan. Aynı zamanda şair. Arapça
lisanının ustalarından. Buna rağmen. O'nu da şaşırttılar. Tufeyl, duyduklarından
ürktü ve tedirgin oldu.
...İslam güneşinin dünya ufkunda karanlıklar yırta yırta ağır ama emin bir
yükselişle doğduğu günlerdi.. Kafirler, müminlere sadece zulmediyorlar. İşte bu
hengamede Tufeyl bir Amr, Mekke'den içeri girdi. Ticaret yaptığı için bu şehre
zaman zaman gelir; hem alış veriş yapacak hem de Kabe'yi ziyaret edecektir.
çünkü hac mevsimi. Niyeti ve geliş sebebi bu... Ya kendisini bekleyen istikbal?
Orası esrarlı bir perde ile örtülü.
Tufeyl'in geldiğini gören islam düşmanları, yanına gelerek hoş-beşten sonra
konuşmaya başladılar. Sözü biri bırakıp biri kapıyordu...
-Aman dikkatli ol! Abdülmüttalib'in yetimi vardı ya; hatırlar mısın? Evet canım
Muhammed! Şimdi büyük iddialar peşinde; Peygamber olduğunu söylüyor. Güya
kendisine Kur'an isminde bir kitap geliyormuş. Şaşırdın değil mi? Büyülü sözleri
ile aramıza ikilik soktu. Bir çok kimse de kandı ona Baba ile oğulu, karı ile
kocayı birbirine düşürdü; kardeşi kardeşe düşman etti... aman ha semtine uğrama!
O'nunla karşılaşsan bile tek kelime konuşma! Sözlerinin sihrine kapılırsın!
Bizim başımıza gelen bu felaketin uğursuzluğu sizi de sarmasın. Onun için en
iyisi burada fazla kalmayarak memleketine dönmen.
Bunları söyleyenler sıradan kimseler de değil. Şehrin en tanınmışları. Hatır
sahibi insanlar... O yüzden Tufeyl şaşkın ve tedirgin. Buraya ne için gelmiş;
karşısına nasıl bir hadise çıkmıştır... Kader'in kendisini o mübarek hadiseye
taraf yapacağını Tufeyl nasıl bilsinki...
Bu azametle yürüyen ve kendilireni imtiyazlı gören adamların ettiği laflar o
kadar çok tekrarlandı ki Tufeyl'de söylenenlerin doğruluğundan en ufak şüphe
kalmadı... tamamen müşriklerin etkisindeydi; kararını verdi: Şayet O'nunla
rastlaşırsa asla konuşmayacak; bir şeye söylerse cevap vermeyecekti...
Şanlı-şöhretli şu kadar aklı başında insan yalan söylemiyordu ya!
Geldiğinin ikinci sabahında Kabe'ye giderken kulaklarını pamukla tıkadı. Olur ki
karşılaşırlarsasözlerini duyarak ona inanabilir. Gençi zayıf iradeli değildir
ama; yine de ne olur ne olmaz!..
Gerçekten Tufeyl bir Amr, Kabe-i Şerif'e vardığında Resulullah, sallallahü
aleyhi vesellem, namaz kılıyordu. Tufeyl, sözlerinden kortuğu, kendisinden
kaçtığı insanın her nedense gidip yakınında durdu. Hayret! O kadar yer varken
efendimize yakın durması!... Asıl heyret edilecek olansa daha sonra vuku buldu.
Kulağını sıkıca kapatan pamuğa rağmen yabancı adam, Peygamberimizin okduğu
Kur'an-ı kerimden bazı parçaları işitti.
Ve işitmesiyle derin bir hayranlığa kapılması bir oldu. Neye uğradığına şaşırdı.
Bu ne tatlı sözlerdi böyle! Ve o an aklını başına devşirdi. Ne diye şuna buna
kanarak çocukça hallere giriyordu? Kendinden utandı ve yaptıklarını kınadı. "Ben
dedi, kendi kendine mırıldanarak, iyi ile kötüyü ayırdedemeyecek birimiyim?
Üstelik de şairim? Öyle ise bu korku niye, dediklerini beğenirsem, O'nu kabul
eder, yoksa reddederim." Pamukları kulaklarından aldı ve bir kenara saklanarak
çıt çıkarmadan kainatın baştacının anlatılmaz güzellikteki bir huşu ile okuduğu
"Kur'an" buydu. Bu ne sihir ne de şiir. Bu sözler, beşeri değil. Bunlarda ilahi
bir koku var. İlahi bir renk, ilahi bir ahenk taşıyor. Tufeyl, olduğu yere
çakılmış gibiydi.
Zevk ve huzurdan, çevresinden kopmuştu. O şimdi sade bir çift göz olmuş iki
cihan sultanını seyrediyor ve büyük rehberin dudaklarından kanatlanıp uçuşan
surelerin sonsuz lezzetini yudumluyordu.
Nihayet Sevgili Peygamberimiz, namazını tamamlayarak evlerine dönmek üzere yola
koyuldular. Ama; yalnız değiller. Bir gölgenin de mahcup adımlarla yüce sultanın
ardısıra gelmekte olduğunu görüyoruz. "O da kim?" diye sormamıza hacet yok.
Çünkü tahmin ettiğiniz gibi bu Tufeyl bin Amr ed Devsi'nin ta kendisidir.
Çünkü...
...çünkü O'nu namazda gördüğü ve billur sesinden Kur'an-ı kerim'i ilk iştiği an
içinde nurdan yanar dağlar indifa etmeye başlamış ve sana'tkar sezişi ile doğru
bulmuştur... daha doğrusu ezelde takdir edilen vuku bulmuştur.
Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, Hane-i Saadetlerine dahil olunca
peşindeki aşık da mukaddes eşikten adımınnı atıyor:
Boynu bükük olarak halini arz ediyor:
-Milletin, hakkında kötü konuşuyor. Seni bir ağızdan bana çok fena karaladılar.
Öylesine ürktüm ve o kadar çekindim ki ne olur ne olmaz sözlerin kulağıma
çalınır da kanarım diye Kabe'ye gelirken kulaklarımı pamukla tıkadım.
Ama hikmete bakın ki, okudukların, hem kulaklarımın hem kalbimin pasını sildi!..
Allahın Resulü bana islamiyeti anlat! Kabule, müslüman olmaya hazırım.
Efendimiz, bu nasipli kula biraz kelamı kadim okudular...
Tufeyl, bundan daha güzel sözü ömründe işitmediğini söyleyerek kelime-i şahadet
getirip müslüman oldu. Ve müslüman olarak Peygamberden sonra en üstün insanlar
sınıfı eshab-ı kiram'a dahil oldu, radıyallahü anh...
Müslüman olanın ilk düşündüğü ailesine, kabilesine kavmine koşmak...
Evinde yangın olduğunu öğrenen insanın ilk yapacağı iş, yakınlarını
kurtarmaktır. Az daha gecikse sevdikleri cayır cayır yanailir. Sokakları
yıldırım hızı ile aşıp merdivenlerden üçer beşer atlayarak kapıdan içeri
dalarken bu adamın kafasında sevdiklerini alevlerin canavar ağzandan almaktan
başka fikir yoktur. Sevgili Peygamberimiz'den islamiyeti öğrenip de insanların
şu halleri ile dolu dizgin cehenneme koştuklarını anlayan her yeni Mü'min'in ilk
aklına gelen en yakınından başlayarak beşeriyeti kurtarmak. Maksat memleketler
fethi, ünvan ve tahtlar değil.
Eshab-ı Kiram'ın en namüsait şartlarda kıtalar ve denizler aşarak yedi iklim
dört bucağa at koşturmasının hikmeti bu. Onların atlarının izninin kölesi
olalım. Onlar sırtlarında sade bir entari ellerinde çıplak bir kılıçla kızgın
güneşleri, donduran soğukları yenerek islamiyet müjdesini topraklarımıza kadar
taşımasalardı acaba şimdi kimdik ve ne idik?
Kalbine yüce dinimizin güneşi doğana Tufeyl bin Amr, radıyallahü anh,
Peygamber-i Ekber, sallallahü aleyhi vesellem'den aldığı feyz ve ilhamla islam
meşalesini ailesine ve milletine taşıdı.
Ebedi kurtuluşun nurdan kıvılcımları şimdi Yemen'e sıçramıştı.