OTUZDOKUZ
"En'am suresinin 22.ayetinde:"Bir ölü iken kendisini
dirilttiğimiz;O'na insanların arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz
kişi"diye övülene nice selam ve nice gıpta ve nice hürmetler olsun.
Safa Tepesin'i görüyoruz.Bir gurup insan,toplanmış bir puta tapınıyor ve
yalvarıyorlar.Ey tanrımız bize bol nimetler ver,şöyle şöyle kötülüklerden koru
gibi. Taptıkları put Velid'in. Yani öyle garip bir tanrı ki bir de sahibi var.
Peygamberimizin hizmetçisi Abdullah İbni Mes' ud hazretleri de orada ve onları
uzaktan seyrediyor...koca koca adamlar,kendilerinden geçmiş halde putun önünde
tuhaf hareketler içindeler. Ayin yapıyorlar. Gülünç ve insan haysiyeti için
iğrenç manzara. Ahmaklığın en net karikatürize edilmiş tablosu; küfrün
tiyatroluk fotoğrafı.
Abdullah ibni mes'ud, radıyallahü anh, birden efendisini görüyor. Evet O
geliyor;büyük kurtarıcı ahenkli adımlarla yaklaşıyorlar.Tehlike,tuzak,ihanet
onları durduramıyor.O, mübarek elleri ile dalalet perdesini aşağı çekip şu
zavallı mahlukları, küçüklükten insanlık seviyesine yüceltmek;yani müslüman
olmalarını gerçekleştirmek için büyük davetini bir kere daha tekrarlayacak.Ne
derlerse desinler,tavırlar, kabulleri,öfkeleri hangi çap ve hangi buudda olursa
olsun davet tekrarlanacaktır...
Efendimiz,başlarında, adamlar,ürkek,şaşkın ve küstah. Emir, en çarpıcı
kelimelerden kurulu bir davet cümlesi:
-Ey Kureyşliler "La ilahe illallah" deyiniz!...
Küfrün beyninin tam ortasına indirilen bir balyoz. Yani: Yanılıyorsunuz,
Halık'ınız olan ilah, Velid'in bu tahta parçası değil; ezeli ve ebedi olan
Allah'dır. Mesajın anlamı bu. Söz, müşriklerin arasına bir dinamit gibi
rüşmüştür. Gururları yaralandı ve nefsleri kabardı.. Velid başı çekiyor. Ebu
Cehil'e dönerek:
-Ne dersin şunu bir güzel mahçup edeyim mi?
-İstediğini yapmakta serbestsin!
Velid, bir tırmarhanelik tip gibi putunu boynuna asarak Resuller sultanı'nın
karşısına dikildi. Mağrur ve edepsiz:
-Sen bize her zaman ne diyordun? "Allah, insana şah damarından daha yakındır"
değl mi? Bak işte benim tanrım bana ne kadar yakın. Herkes onu görmekte, Peki
senin Rabbin hani? Haydi sen de onu göstersene!
Sevgili Peygamberimiz, bu sersem mantıklı çok bilmişe karşılık vermeyi lüzumsuz
gördüler. Velid, bir cevap alamayınca savaştan gelen mağrur bir kahraman
edasıyla yoldaşlarının arasına döndü. Putu tekrar karşılarına dikerek, ayini
sürdürdüler... bu defa dilekleri kan kokuyordu:
-Ey tanrımız! Şu Muhammed'in ettiği yetti artık. bak sana bile sataşıyor.
Herhaled onu öldürmekten başka çare kalmadı. Bu dileğimiz için bize yardımcı
ol...
Peygamberimizi, Velid'in kuru ağaç parçasına ispiyonlayan putperestlerin sözleri
bitince bir kafir cinni, nice zamandır beklediği fırsatı bulur bulmaz hemen bunu
kullandı. Putun içinden "izin veriyorum. Katledebilirsiniz. Ben de yardımcı
olurum" diye sesler işitilmeye başlandı. Kafirler, şaşkın ve sevinçli.
Şaşkınlar, çünkü tanrılarından daha evvel bir şey duymuş değiller.
Sevinmelerinin sebebiyse yakarışlarının güya kabul görmüş olması. Hace-i Kainat
ve mübarek hizmetçileri de putun dediklerini duydular. Efendimiz, Abdullah ibni
Mes'ud'u da alarak üzüntülü bir halde geri döndüler. Abdullah ibni Mes'ud,
radıyallahü anh, ancak eve vardıklarında sormaya cesaret edebildi:
-Ya Resulullah puttan gelen sesleri siz de işittiniz mi?
Aziz Peygamber, sallallahü aleyhi ve sellem, meyus bir halde iken daha evvel
böyle bir sualle incitmek istememişdi.
-Evet; O, putların içine girerek halkı Peygamberlerin katline teşvik eden bir
cinnidir. Ama daha evvel hangi cinni bunu yaptıysa sonunda helak olmaktan
kurtulamadı.
.........
Aradan epeyce zaman geçmişti. Bir gün Sevgili Peygamberimiz, Abdullah ibni
Mes'ud'la birlikte oturuyorlar. Aniden bir selam işittiler. Peygamberimiz selamı
aldı ama hizmetçileri kimseyi göremiyor. Oratılakta olan biri yok. Abdullah ibni
Mes'ud radıyallahü anh'ın şaşkınlığı devam ederken insanların ve cinnilerin
Peygamberi, sallallahü aleyhi ve sellem, meçhul sese sordular:
-Gök ehlinden misin, yer ehlinden misin?
-Cinniyim.
-Niçin geldin?
-Musır isminde bir kafir cinninin bir putun içine girerek müşriklerin zatı
alinize ziyan vermesi için onları teşvik ve tahrik ettiğini ve sizin de bundan
üzüldüğünüzü işittim. Haberi aldığımdan beri bu dinsizi arıyordum. Nihayet O'nu
yine Safa Tepesi'nde yakaladım; ve bir kılıç darbesi ile canını cehenneme
yolladım... Yarın aynı tepeye gelerek müşrikler, putlarına tapınırken onları hak
dine çağırmanızı istirham ediyorum. Siz, onları Allah yolunda davet ederken ben
de Velid'in putuna girer ve sözlerinizi tasdik ederek sizi ve islam dinini
överim. Böylece dostlarınız sürurlanır; düşmanlarınız üzüntüden kahrolur...
-İsmin ne senin?
-Semhec.
-Sana aha güzel bir isim vermemi ister misin?
-Hangi ismi ya Resulallah?
Sevgili Peygamberimiz:
-İsmin "Abdullah" olsun, buyurdular:
Cinni, kendisine bir peygamberin hele son ve en büyük Resul'ün bizzat ad vermiş
olmasına o kadar çok sevindiki.
Peygamberimiz ve İbni Mes'ud, radıyallahü anh, ertesi sabah Safa'ya gittiler.
Puta tapıcılar orada ve putlarına kulluk etmekle meşguller... Allah'ın Resulü
onları tekrar tevhide ve islam dinine çağırıyor. Efendimizin sözleri üzerine
kafirler, inat ve nisbet olsun diye putlara secde ederek yalvarmaya başladılar:
-Ey tanrımız bize Muhammed'i ve O'nun dininin kötülüğünü anlat; O'nu mahcup et!
Puttan sesler gelmeye başladı. Ses, efendimizi öven bir kaside okuyor. Şiir
bitti. Bu defa islamiyeti düzgün bir arapça ile methetmeye başladı. Abdullah,
vazifesini çok güzel yapıyordu.
Güruh, önce şaşırdı sonrra gazaba geldiler. Bu nasıl tanrı ki Muhammed'i
yüceltiyor. O'nu şiirler ve güzel sözlerle kendilerine övüyor?
-İşte bu da Muhammed'in ayrı bir sihri!
...der demez tanrılarını paramparça ettiler. Söz dinlemeyen yaramaz bir tanrının
sonu işte böyle olurdu. Zavallı ağaç parçasını iyice kırdıktan sonra kainatın
Seyyidine saldırdılar; bazısı tartaklıyor, bazısı taş atıyor; mübarek saçları
darmadağınık oldu. Adamlar kudurmuş. Ağızları köpük içinde. Biri de düşünemiyor
ki "Biz Muhammed'in sahri" diyoruz ama bu nasıl ilah ki sihrin tesirinde kalarak
ne diyeceğini şaşırıyor?
İnsanlığın en metin ve en sabırlısı, şu bir çift sözden gayri hiç bir şey
demediler:
-Ey kureyşliler siz bana vuruyorsunuz ama; ben sizin peygamberinizim!
Bunak yaşta bir putperest, ucu sivri demirli bir değneği sevgili
Peygamberimiz'in mübarek karnına saplamak üzereydi ki ihtiyarın "kütt" diye eli
kırıldı... Sürü, şaşkın halde donup kaldı. Peygamberimiz ve hizmetçisi
aralarından geçip gittiler.
......
Hamza!!.
Namlı bir insan. Herkesin sayıp çekindiği birri. Güçlü-kuvvetli pehlivan yapılı
bir bahadır. iyi ok çekip mükemmel kılıç kullanıyor. Ava düşkün. Vaktinin çoğunu
da avlanarak geçiriyor. Puta tapıcıların, Resulullahı hırpaladığı gün O, yine
çölde ceylan peşindeydi. Sürmeli gözlü bir ceylanın oradan oraya sekerek
kaçışları kendisini haylice yormuştu ama av ihtirası hayvanı kovalamaktan
caymasına mani oluyordu. Bir yere geldiler ki ceylan artık kaçamaz oldu.
Hayvancık nefes nefese olduğu yerde durdu ve Yüce Allah'ın izni ile dile geldi:
-Ey Hamza; sen benimle uğraşıyorsun ama üzerime çevirdiğin o oku şu anda
yeğenini öldürmek isteyenlere çeksen herhalde daha hayırlı bir iş yaparsın!
...dedi. Hamza'nın şaşkın bakışlarına ve iki yanına salınan ellerine aldırmadan
bir sıçrayışta kaçıp canını kurtardı...
Avcı ise başına gelenden ürkmüş halde karışık bir kafa ile evine döndü. Aç
olduğunu; yemek çıkarmalarını söyledi. Hanımı O'na yemeğini hazırlarken aniden
gözlerinden yaşlar boşandı. Hamza, hayret dolu bakışlarla soruyor:
-Hayırdır; niçin ağlıyorsun?
-Hiç sorma!.. Muhammed'i çok fena dövdüler. Yüzü gözü kan içinde, insan insana
böyle muamele eder mi?
Hamza'nın tüyleri diken diken oldu. Az sonra kopacak bir fırtına gibi.
-Ebu Talib neredeydi?
-Hayvanları kırlara götürmüştü.
-Ya Ebu Lehep!
-O mu? Ah o, ah o! "Öldürün şu yalancı sihirbazı" diyerek saldırganları
kırıştırıyordu. Düşmandan beter bir amca?
-Peki Abbas'a n'oldu?
-Ellerinden kurtarmak için haylı uğraştı ama...
Hamza, yemeği bir kenara iterek öfkesinden hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ve:
-O'nun intikamını almadıktan sonra yiyip içmek bana haram olsun!
Diyerek acele zırhını giydi, kılıcını kuşandı, atına atladı ve yayı elinde
olduğu halde bir yel gibi Safa Tepe'sini buldu. Ucuz kahramanlar henüz
dağılmamışlardı. Hamza'nın gelişi dikkatlerini çekti. Bir anda yüzleri
donuklaştı. Bütün bakışları ile O'nu izliyorlar:
-Eğer, dediler, önce gelip bizi selamlar sonra tavafa giderse korkacak bir şey
yok.Ama ilkin tavafa yönelirse bu öç almak için geldiğini simgeler...
Hamza, yanlarından hışımla geçerek tavafını yaptı ve az sonra çakmak gözler ve
dağ gibi bir heybetle önlerine dikildi.
-İnsafsızlar sizi! Vallahi o sırada burada olsaydım hepinizi gebertirdim!!!
Muhammed'i kim dövdü?
Şeytan zekalı Ebu Cehil, hemen lafın önüne geçti:
-Ben!
Hamza derhal atını O'na doğru sürerek elindeki yayı baş kafirin kafasına
indirirken bir taraftan da:
-Böyle müstesna bir insana yaptıklarınızdan hiç mi utanmıyorsunuz? Sizi alçak
reziller sizi. Eğer O'nun dedikleri suçsa işte ben de Müslümanım ve buradayım!
Var mı bir diyeceğiniz?..
Kimse bir şey diyemiyordu. Çünkü O'ndan ciddi şekilde korkarlardı... Ebu
Cehil'in kafası birkaç yerden yarılmış kanıyordu.
Ses-soluk çıkmayınca Hamza, tekrar atını mahzumladı. Cins arap atı, az sonra
görünmez oldu. Hamza, geldiğinde Alemlerin efendisi bir kenarda yüzünü Kabe'ye
dönmüş olarak düşünceli bir halde oturuyordu.
-Esselamü aleyke sevgili yeğenim!
Peygamberimiz, selamı aldıktan sonra hüzünle konuştular:
-Bu şahıs terket ki kimsesizdir. Ne pederi, ne amcası, ne kardeşi, ne arkadaşı,
ne de bir destekçisi var.
Mukaddes insan, böylece amcasına sitem ediyordu. Önce yakın akrabasın'n müslüman
olması lazım gelmez miydi?
Hamza teselli etmek için:
-Üzülme! Sana zulmeden Ebu Cehil'in başını bir kaç yerinden yardım, düşmanlarını
sindirdim. intikamın alınmıştır.
-Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah için söylüyorum ki kılıcınla bütün
müşrikleri katletsen; vücudun da baştan aşağı kana bulanmış olsa kelime-i
şahadet getirmedikçe bu yaptıkların Allah indinde hiç makbul olmaz.
Hamza, duyduklarından irkilmiş olarak ve biraz da müdafaa kabilinden:
-Müsterih ol. Artık sana ilişemezler.
-Amca! Sen iman etmedikçe ben müsterih olamam. İman etmen yeğenin için alacağın
önceden daha üstündür.
Hamza onun yanına otururken lafı değiştirdi:
-Kureyş arasında bir söz dolaşıyor. Gökten sana bir kelam inmiş ki hayli
çekiciymiş. kimden öğrendin onları?
-Hiç kimseden. Onlar Rabbim'in sözleri...
-Biraz okusan...
Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, Ha-Mim suresinin başından
bir kaç ayet okudular...
-Efendimiz sustuklarında Hamza:
-Buradan anlaşılıyor ki, senin Rabbin "La ilahe illallah" diyenleri affediyor;
doğru anlamış mıyım?
-Evet.
-Galiba bunu söyleyenlerin pişmanlıklarını da kabul ediyor?
-Doğru.
-"La ilahe illallah" demiyenlerse büyük azaplarla korkutuluyor...
Evet.
-Bir miktar da diğer ayetlerden okur musun?
Peygamberimiz, biraz da Taha Suresi'nden okumaya başladılar. "Yerde-gökte ve bu
ikisi arasında olanlar ve yerin altındakiler, hepsi O'nundur" ayetine gelince
amcası Resulullah'ın okumasını kesti:
-Bizim Mekke'de binbeşyüz putumuz var. Bunların üçyüzaltmışı Kabe'de, diğerleri
etrafta bulunuyor. Onların, tek karış toprağa bile hükmü geçmez... Sen ne
diyorsun: "Yerde ve Gökte olanlar benim Rabbimindir"
-Ta kendisi.
-Bu gece bir düşüneyim yarın gelip iman ederim. Şimdilik hoşça kal...
Amcasının Müslüman olma vaadi Server-i alemi sevindirdi. Çünkü onun Müslüman
olması müminleri çok kuvvetlendirecekti...
..........
Hamza'nın oradan ayrılmasından hemen sonra, Sevgili Peygamberimiz'e dört melek
geldi. Habibine yapılan kötü muamele Yüce Allah'ı incitmişti. melekler, selam
vererek kendilerini ve ziyaret sebeplerini arz ettiler.
-Ben, dede birincisi, denizler meleğiyim. Emret bunları da Nuh ümmeti gibi
sulara gömeyim!...
Peygamberimiz:
-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim, dediler...
İkinci melek söz aldı:
-Ben rüzgar ve fırtına meleğiyim. İzin ver; Ad milleti gibi Mekke'yi de
içindekilerle beraber havaya savurup yele vereyim...
Peygamberimiz aynı sözü tekrarladılar:
-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Üçüncüsü:
-Ya Resulallah! Ben Güneş meleğiyim. Sen buyur ben, güneşi onların tepesine
yaklaştırayım; cümlesini kavurup kömür etsin.
-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Sonuncu melek:
-Ben Dağların meleğiyim. Şayet sen istersen Ebu Kubeys dağını yerinden alıp
mekke'nin üzerine bırakayım; ne şehir kalsın ne içindekiler...
Mübarek dudaklarda hep değişmez karşılık:
-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. ve devam buyurdular:
-Ey melekler! Siz benim ricamı kırmazsınız değil mi?
-Elbette ya Resulallah!
-Gelin öyleyse ben dua edeyim siz de "amin" deyin.
Ve mübarek ellerini semaya açarak yalvarmaya başladılar.
-Ya Rabbi! Üzerimden azabı kaldır. Milletimize iyilikler ver. Onları doğru yola
getir. Milletim Peygamberliğimi bilmiyor. Sen onlara hidayet ver; azap eyleme.
Melekler hayret içindeler:
-Amin, amin, amin, amin. Allahü teala, sana güzel karşılıklar versin. Evvelki
Nebiler güç durumda kaldığı vakit yardımlarına koştuğumuzda; onlar beddua eder
ve kavimleri helak olurdu. Sense şu kadar kötülüklerine rağmen bunların iyilik
ve kurtuluşları için dua ediyorsun?
Diyerek Hatemül Enbiyadaki üstün ve güzel ahlaka hayret ve hayranlıklarını
gizleyemediler.
-Hak teala hazretleri, beni alemlere rahmet olarak gönderdi. Ben, azap sebebi
değil, ebedi saadet vesilesiyim, buyurdular.
Melekler sevinerekk ayrıldı...
.........
Sevgili Peygamberimizin nnur kaynağı kalbleri o gece hep amcası Hamza'nın
Müslüman olması için dua ile meşgul oldu.
Peygamber duası, kalbden kalbe aksediyordu. Hamza, Efendimize duyduğu sevgi ve
O'nu korumak için gösterdiği gayret yüzünden, eşikten atlamak üzereydi ve son
tereddütlerden de kurtulması için kendisine rahmet yağmurları gibi dua
yağıyordu. Üzerine çisil çisil dökülen bu dualar sebebi ile Hamza, kalbini
dolduran aşk ve iştiyakdan dolayı o gece tam kırk kere Resul-i Ekrem'in kapısına
geldi... geri döndü... gitti geri geldi. med-cezir halindeki engin bir deniz
gibiydi. Resulullah ay O, deniz gibiydi.
...uykusuz geçen bir geceen sonra nihayet son gelişinde yeğeninin kapısını
çaldı. Artık sabah olmuştu. Büyük Peygamber O'nu içeri alıp münasip şekilde
ağırladıktan sonra söze girdiler:
-Hatırlayacağın gibi aramızda bir ahd vaki oldu. İman edecektin. Vaadine vefa
göstermeni bekliyorum...
-Doğru. Ancak biraz daha Kur'an okusan!
Peygamberler peygamberi Rahman suresinin başından bir mikdar okumuşlardı ki
amcası durdurdu.
-Yeter! En ufak şüphe ve tereddüdüm kalmadı. La ilahe illallah Muhammedün
Resulullah!...
Evet, beyaz köpüklü o dalgalı denizin gel-gitleri bitti; Hamza müslüman oldu ve
Hazret-i Hamza oldu. Mü'minlere müjdeler olsun. Hazret-i Hamza, radıyallahü anh,
otuzdokuzuncu müslüman. Bu demektir ki kırka bir şey kalmadı. Kırkı bulunca da
rakamları makara ipliği gibi çözülecek.
Bu büyük insanın islam saflarına iltihakı, küfrün cesaretini kırdı. O'ndan
duyulan korku yüzünden müşrikler şimdi eskisi kadar saldıramıyor.
Yarınlar, iman ehline tebessüme hazırlanmakta.