MUHBİRİ SADIK
Allahü teala sizi, kerim olan babalarınızın yolundan
ayırmasın. Onların en üstünü olan birincisine ve geri kalanların hepsine ,
bizden düalar ve selamlar olsun! Allahü teala'nın var olduğu ve bir olduğu hatta
Muhammed aleyhisselam'ın O'nun resulü olduğu ve hatta O'nun getirdiği her emrin
ve haberlerin doğru olduğu, güneş gibi meydandadır. Düşünmeğe, isbat etmeğe hiç
lüzum yoktur. Fekat, bunu görmek için müdrike (ya'ni anlayış hassası) bozuk
olmamak ve ma'nevi hastalığı bulunmamak lazımdır. Müdrike hasta ve bozuk olunca,
düşünmek, incelemek lazım olur. Fekat kalp hastalıktan kurtulur, gözden ma'nevi
perde kalkarsa bunları açık olarak görür. Mesela safrası bozuk kimse, şekerin
tadını duymuyor. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak isbat etmek lazım olur.
Fekat, hastalıktan kurtulunca isbat etmeğe lüzum kalmaz. Hastalıktan dolayı
isbat etmek lazım olması, şekerin tatlılığa bir kusur vermez. Şaşı olan, bir
adamı iki görür ve iki kişi var sanır. Şaşıdaki göz hastalığı, karşısındaki bir
kişinin, iki olmasını icab ettirmez. O, iki gördüğü halde, görünen yine birdir.
Bunun bir olduğunu isbat etmeğe lüzum yoktur.
Müjdeci Mektublar Tercemesi 46. Mektup
İmam-ı Rabbani Ahmet-i Faruki Serhendi
Kuddise sirruh
Mekke!...
İkindi gölgeleri, duvarlardan süzülerek serin serin uzayıp eriyor. Bir duvar
dibine serilmiş bir gurup müşrik çene çalmakta. Mevzu; Sevgili Peygamberimiz!
-Evet, Ebu Talib de öldü! Bakalım yine İslam dinini tebliğe devam edecek mi?
-Sanmam. En büyük desteğini kaybetti. Bizlerden çekinir. Davetini sürdürürse
kendisini elimizden kimse kurtaramaz. Bunu bilecek kadar akıllıdır.
-Ben, sizinle aynı fikirde değilim. Hiç bir sıkıntı O'nu yolundan çeviremez.
-Görürüz. Her karşılaşmada kendisini alaya lapı en mahcup hallere düşürelim de o
zaman halini seyrederiz.
Amcasının vefatı islam düşmanlarını yüreklendirmişti. Onlar böyle konuşurken az
ilerde Resulullah'ın geçmekte olduğunu farkettiler. Ve hemen tasmasından
kurtulmuş azgın köpekler gibi öne atılarak Efendimizi toza toprağa buladılar.
Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, üzüntü ile evine geldi
Hazreti Fatıma radıyallahü anha babacığının üstünü başını toz toprak içinde
görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. Münkirlerin aşağılık hareketi sevgili
kızlarının çok ağırınıa gitmişti. Gönlü yaralı baba evladını teselli ediyor.
-Amcam Ebu Talib hayatta iken bu kadar pervasız değillerdi. Sahipsiz kaldığımı
zannediyorlar. Halbuki benim asıl sahibim Allah. Hak teala, beni elbette
onlardan koruyacak ve nurunu ikmal edecektir. Hadi göz yaşını sil, üzülme. Bize
sabır-sebat yakışır.
İki Cihan Güneşi, artan zulüm ve baskı üzerine bir müddet evlerine kapanarak pek
dışarıya çıkmadılar. Günlerini Rabbine ibadetle geçiriyor.
Kureyş kafirlerinin, desteksiz kalan Allah Resulü'ne ettikleri fena muameleler
ve en nihayet O'nu evine kapanma mecburiyetinde bırakmaları aslında kendisi de
bir islam düşmanı olan Ebu Leheb'in kanına dokundu.
Ebu Leheb, yeğeninin evine gelerek kendisini himaye edeceğini bildirdi.
-Ebu Talib'in sağlığında olduğu gibi işine bak. Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki
seni düşman şerrinden koruyacağım. Çekinmeden vazifene devam et.
Sevgili Peygamberimiz, rahatladı ve amcasına teşekkür ederek insanları islam
dinine çağırmaya devam etti... Böyle birg ün ahir zaman nesibi Peygamberlik
icabını yerine getirirken dinleyenlerden İbni Caytala isminde bir haddini bilmez
Allah'ın Habibine sövüp sayarak dil uzatma küstahlığında bulundu. O, bu
edebsizliği yaparken Ebu Leheb çıka geldi ve İbni Caytalayı feci şekilde
payladı. Caytala, herkesin içinde küçük düştü. Gururu kırılan münkir, bağır
çağıra şehrin sokaklarında dolaşarak Ebu Leheb'in Müslüman olduğunu söyledi:
-Eyy Kureyşş! Ebu Leheb dinini bırakarak Muhammedi oldu! Haberiniz olsun! Ebu
Leheb Muhammedi oldu!...
Müthiş haber, müşrikleri şaşkına çevirdi. Hemen Ebu Leheb'e koştular:
-Müslüman olmuşsun, öyle mi?
-Kim diyor?
-İbni Caytala.
Ebu Leheb şöyle bir alaylı güldükten sonra bir elini bir müşrikin diğer elini
öbür müşrikin omuzuna koyarak:
-Hayır dostlarım. Ben Müslüman olmadım. Müsterih olabilirsiniz, o alçak yalan
söylüyor. Ama biliyorsunuz Muhammed benim yeğenimdir. Ben, örf ve adetlerimiz
icabı bir akrabama sahip çıkıyorum. Siz, kendi yakınınız olan birine kötülük
yapılmasına razı olur musunuz?
-Haklısın. İnsan akrabasına elbette arka çıkar..
Bir zaman Ebu Leheb'in korkusundan kimse Resul-i Ekrem, sallallahü aleyhi ve
Selleme ilişmedi. Ve mübarek peygamberimiz bu imkandan istifade ile insanları
ebeadi saadete çağırmaya devam ettiler.
Ama..
Ebu Leheb'in desteği kısa sürdü.
Müşrikler, Hak dinin Peygamberini soruyorlar:
-O çok sevdiğin amcan Ebu Talib şimdi Cennette mi, Cehennemde mi?
daima doğruyu söylemiş, Muhbiri Sadık ne dese elbette doğru ne ise onu
diyecektir.
-Kavminin yolundadır...
Ukbe ve Ebu Cehil göz göze geldiler. Büyük insanın ne demek istediğini hemen
anlamışlardı. Peygamberimizden ayrılır ayrılmaz doğru Ebu Leheb'i buldular.
Sualleri Ebu Leheb'in alnında patlayan bir yumruk gibiydi.
-Eb Ebu Leheb çabuk söyle! Müteveffa Ebu Talib Cehennemlik midir?
Ebu Leheb mosmor oldu.
-Bu da ne demek? Ne manasız şeylerle meşgulsünüz. Kardeşim elbette Cennete!...
-Kardeşin Cennette mi? Bir de hamisi olduğu Muhammed'e sor bakalım neredeymiş.
Ebu Leheb'in gerginlikten alın ve boyun damarı çatlayacak gibiydi:
-Ya neredeymiş peki?
-Cehennemde. Muhammed böyle diyor.
-Kendisinden duymak isterim!
Diyen Ebu Leheb, dehşetli sinir buhranları içinde ve arkasında da iki müşrik
olduğu halde Peygamberimize geldi:
-Seni o kadar görüp gözeten bir insanın cehennem ehli olduğunu söylemişsin. Ukbe
Bin Muayt ve Ebu Cehil böyle diyor. Doğru mu?
-Benim vazifem doğruyu haber vermektir. Ben doğruyu söylemeğe memurum. Herkesin
gönlüne göre konuşamam. İslamiyeti kabulden kaçınan kim olursa olsun akibeti
cehennemlik olmaktır.
Ebu Leheb'in gözleri dışarı fırlayacak gibiydi. Kin ve ter içinde kaldı. Eliyle
başlığını geri ittikten sonra havayı dövmeye başladı. Yumruğu örse inen çekiç
gibiydi. Boşluğu hızlı ve deli deli yarıyordu.
-Sen görürsün. Bundan sonra sana nefes bile aldırmayacağım. Bu kadarı da
fazla...
O, sallallahü aleyhi ve Sellem, ne etmişti ki? Yüce Allah'ın emirlerini
bildirmenin dışında ne yapıyordu ki?
Sükut ettiler.
Sükut, ahmağa verilecek en güzel cevap.
muhbiri sadık
Allahü teala sizi, kerim olan babalarınızın yolundan ayırmasın. Onların en
üstünü olan birincisine ve geri kalanların hepsine , bizden düalar ve selamlar
olsun! Allahü teala'nın var olduğu ve bir olduğu hatta Muhammed aleyhisselam'ın
O'nun resulü olduğu ve hatta O'nun getirdiği her emrin ve haberlerin doğru
olduğu, güneş gibi meydandadır. Düşünmeğe, isbat etmeğe hiç lüzum yoktur. Fekat,
bunu görmek için müdrike (ya'ni anlayış hassası) bozuk olmamak ve ma'nevi
hastalığı bulunmamak lazımdır. Müdrike hasta ve bozuk olunca, düşünmek,
incelemek lazım olur. Fekat kalp hastalıktan kurtulur, gözden ma'nevi perde
kalkarsa bunları açık olarak görür. Mesela safrası bozuk kimse, şererin tadını
duymuyor. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak isbat etmek lazım olur. Fekat,
hastalıktan kurtulunca isbat etmeğe lüzum kalmaz. Hastalıktan dolayı isbat etmek
lazım olması, şekerin tatlılığa bir kusur vermez. Şaşı olan, bir adamı iki görür
ve iki kişi var sanır. Şaşıdaki göz hastalığı, karşısındaki bir kişinin, iki
olmasını icab ettirmez. O, iki gördüğü halde, görünen yine birdir. Bunun bir
olduğunu isbat etmeğe lüzum yoktur.
Müjdeci Mektublar Tercemesi 46. Mektup
İmam-ı Rabbani Ahmet-i Faruki Serhendi
Kuddise sirruh
Mekke!...
İkindi gölgeleri, duvarlardan süzülerek serin serin uzayıp eriyor. Bir duvar
dibine serilmiş bir gurup müşrik çene çalmakta. Mevzu; Sevgili Peygamberimiz!
-Evet, Ebu Talib de öldü! Bakalım yine İslam dinini tebliğe devam edecek mi?
-Sanmam. En büyük desteğini kaybetti. Bizlerden çekinir. Davetini sürdürürse
kendisini elimizden kimse kurtaramaz. Bunu bilecek kadar akıllıdır.
-Ben, sizinle aynı fikirde değilim. Hiç bir sıkıntı O'nu yolundan çeviremez.
-Görürüz. Her karşılaşmada kendisini alaya lapı en mahcup hallere düşürelim de o
zaman halini seyrederiz.
Amcasının vefatı islam düşmanlarını yüreklendirmişti. Onlar böyle konuşurken az
ilerde Resulullah'ın geçmekte olduğunu farkettiler. Ve hemen tasmasından
kurtulmuş azgın köpekler gibi öne atılarak Efendimizi toza toprağa buladılar.
Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem, üzüntü ile evine geldi
Hazreti Fatıma radıyallahü anha babacığının üstünü başını toz toprak içinde
görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. Münkirlerin aşağılık hareketi sevgili
kızlarının çok ağırınıa gitmişti. Gönlü yaralı baba evladını teselli ediyor.
-Amcam Ebu Talib hayatta iken bu kadar pervasız değillerdi. Sahipsiz kaldığımı
zannediyorlar. Halbuki benim asıl sahibim Allah. Hak teala, beni elbette
onlardan koruyacak ve nurunu ikmal edecektir. Hadi göz yaşını sil, üzülme. Bize
sabır-sebat yakışır.
İki Cihan Güneşi, artan zulüm ve baskı üzerine bir müddet evlerine kapanarak pek
dışarıya çıkmadılar. Günlerini Rabbine ibadetle geçiriyor.
Kureyş kafirlerinin, desteksiz kalan Allah Resulü'ne ettikleri fena muameleler
ve en nihayet O'nu evine kapanma mecburiyetinde bırakmaları aslında kendisi de
bir islam düşmanı olan Ebu Leheb'in kanına dokundu.
Ebu Leheb, yeğeninin evine gelerek kendisini himaye edeceğini bildirdi.
-Ebu Talib'in sağlığında olduğu gibi işine bak. Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki
seni düşman şerrinden koruyacağım. Çekinmeden vazifene devam et.
Sevgili Peygamberimiz, rahatladı ve amcasına teşekkür ederek insanları islam
dinine çağırmaya devam etti... Böyle birg ün ahir zaman nesibi Peygamberlik
icabını yerine getirirken dinleyenlerden İbni Caytala isminde bir haddini bilmez
Allah'ın Habibine sövüp sayarak dil uzatma küstahlığında bulundu. O, bu
edebsizliği yaparken Ebu Leheb çıka geldi ve İbni Caytalayı feci şekilde
payladı. Caytala, herkesin içinde küçük düştü. Gururu kırılan münkir, bağır
çağıra şehrin sokaklarında dolaşarak Ebu Leheb'in Müslüman olduğunu söyledi:
-Eyy Kureyşş! Ebu Leheb dinini bırakarak Muhammedi oldu! Haberiniz olsun! Ebu
Leheb Muhammedi oldu!...
Müthiş haber, müşrikleri şaşkına çevirdi. Hemen Ebu Leheb'e koştular:
-Müslüman olmuşsun, öyle mi?
-Kim diyor?
-İbni Caytala.
Ebu Leheb şöyle bir alaylı güldükten sonra bir elini bir müşrikin diğer elini
öbür müşrikin omuzuna koyarak:
-Hayır dostlarım. Ben Müslüman olmadım. Müsterih olabilirsiniz, o alçak yalan
söylüyor. Ama biliyorsunuz Muhammed benim yeğenimdir. Ben, örf ve adetlerimiz
icabı bir akrabama sahip çıkıyorum. Siz, kendi yakınınız olan birine kötülük
yapılmasına razı olur musunuz?
-Haklısın. İnsan akrabasına elbette arka çıkar..
Bir zaman Ebu Leheb'in korkusundan kimse Resul-i Ekrem, sallallahü aleyhi ve
Selleme ilişmedi. Ve mübarek peygamberimiz bu imkandan istifade ile insanları
ebeadi saadete çağırmaya devam ettiler.
Ama..
Ebu Leheb'in desteği kısa sürdü.
Müşrikler, Hak dinin Peygamberini soruyorlar:
-O çok sevdiğin amcan Ebu Talib şimdi Cennette mi, Cehennemde mi?
daima doğruyu söylemiş, Muhbiri Sadık ne dese elbette doğru ne ise onu
diyecektir.
-Kavminin yolundadır...
Ukbe ve Ebu Cehil göz göze geldiler. Büyük insanın ne demek istediğini hemen
anlamışlardı. Peygamberimizden ayrılır ayrılmaz doğru Ebu Leheb'i buldular.
Sualleri Ebu Leheb'in alnında patlayan bir yumruk gibiydi.
-Eb Ebu Leheb çabuk söyle! Müteveffa Ebu Talib Cehennemlik midir?
Ebu Leheb mosmor oldu.
-Bu da ne demek? Ne manasız şeylerle meşgulsünüz. Kardeşim elbette Cennete!...
-Kardeşin Cennette mi? Bir de hamisi olduğu Muhammed'e sor bakalım neredeymiş.
Ebu Leheb'in gerginlikten alın ve boyun damarı çatlayacak gibiydi:
-Ya neredeymiş peki?
-Cehennemde. Muhammed böyle diyor.
-Kendisinden duymak isterim!
Diyen Ebu Leheb, dehşetli sinir buhranları içinde ve arkasında da iki müşrik
olduğu halde Peygamberimize geldi:
-Seni o kadar görüp gözeten bir insanın cehennem ehli olduğunu söylemişsin. Ukbe
Bin Muayt ve Ebu Cehil böyle diyor. Doğru mu?
-Benim vazifem doğruyu haber vermektir. Ben doğruyu söylemeğe memurum. Herkesin
gönlüne göre konuşamam. İslamiyeti kabulden kaçınan kim olursa olsun akibeti
cehennemlik olmaktır.
Ebu Leheb'in gözleri dışarı fırlayacak gibiydi. Kin ve ter içinde kaldı. Eliyle
başlığını geri ittikten sonra havayı dövmeye başladı. Yumruğu örse inen çekiç
gibiydi. Boşluğu hızlı ve deli deli yarıyordu.
-Sen görürsün. Bundan sonra sana nefes bile aldırmayacağım. Bu kadarı da
fazla...
O, sallallahü aleyhi ve Sellem, ne etmişti ki? Yüce Allah'ın emirlerini
bildirmenin dışında ne yapıyordu ki?
Sükut ettiler.
Sükut, ahmağa verilecek en güzel cevap.