IRMAK
N'ola tacım gibi başımda götürsem daim,
Kadem-i pakini ol Hazret-i Şah-ı Rüsulün
(1.Sultan Ahmed Han)
Ortalık toz duman.
Kopan fırtına; öylesine şiddetli ki, dalları ile yere kapanıp kapanıp doğrulan
ağaçları bile köklerinden söküp havaya savuracak gibi. Göz, bir karış ötesini
seçmiyor.
Bir ara amansız fırtına uslanır gibi olunca göğe doğru dönerek yükselen hortum,
sakin sakin tüten bir duman haline geliyor. Derken duman, bulutlara doğru
süzülerek gözden kayboluyor ve bu defa bir ateş yığını fark ediliyor.
Ve ab-ı hayat gibi pırı. pırı. bir ırmak.
Bir ses duyuluyor:
-Kim bu sudan adalet, ölçü ve güzellikle içerse kanar; kim hırsla kullanırsa
bela bulur!...
Bu rüya, Mürsed ibni Külal'i gecenin bir yarısında korku ile uykudan
kaldırmıştı.
Şanı dört bir yanı tutmuş olan bu padişah, uyandığında alanının boncuk boncuk
ter, saçlarının suya girmiş kadar ıslak olduğunu gördü... bir rüya hali
yaşamıştı ama neler görmüştü; rüyada ne vardı, hatırlamıyordu...
O, sabah, o gün ve daha kaç gün düşündüyse de rüyayı bir türlü hatılayamadı.
Hatırlayamadıkça da huzursuluğu arttı. Öyle ki bu yüzden devlet işleri bile
aksar oldu.
Aralarında oğlu ve kardeşi de bulunan kahinler dahi ona yardım edememiş; rüyanın
ne olduğunu bilememişlerdi.
Rüya, padişaha dert olmuştu. Başına bir şey geleceğinden korkuyordu. Bu halden
azıcık kurtulmak, can sıkıntısını atmak için birgün ormana ava çıktı.
Sık ağaçlar arasında zamanın nasıl geçtiği belli olmuyordu.
Herkesin kendini av heyecanına kaptırdığı bir anda mürsed ibni Külal, gördüğü
ceylanı avlama telaşı ile yolunu kaybederek askerlerinden uzaklara düştü.
...Saatler geçmiş, ne ceylanı vurabilmiş ne de yolu bulmuştu; açlık ve
bitkinliği son haddinden idi.
Bu vaziyette iken yorgun gözleri, ileride dağın eteğinde bir ev olduğunu
farketti.
Bütün kuvvetini toplayarak dağa doğru gitti; eve yaklaştığında kapıdan ihtiyar
bir kadın çıkarak O'nu hürmetle karşılayıp davet etti.
Mürsed, teşekkür ederek eve girdi.
Yaşlı kadının gösterdiği sedire oturması ile uyuyup kalması bir oldu...
Gözlerini açtığında baş ucunda bekleyen yirmi yaşlarında bir kız gördü. Kız
mürsed'e:
-Padişahım hoş geldiniz. Evimiz sizinle şereflendi. Geçmiş olsun; Allah sizi her
türlü dertten korusun.
Teşekkür ederim.
-Zatı devletleri yemek emrederler mi?
Misafir, bir an için "acaba bir oyuna mı geliyorum" diye düşündü. Kız
karşısındakinin tereddüdünü anladı ve:
-Padişahım, yüksek hatırınız hoşça tutunuz. Canımız uğruna feda olsun. Kılınıza
zarar gelmesini istemeyiz, deyince Mürsed rahatladı.
Küçük ve sade dağ evi huzur ve emniyet dolu idi. Ev sahibesi iyi, olgun ve
ölçülüydü...
Açık kapıdan süzülen rüzgar, baygın bir kır çiçeği kokusunu odaya taşıyordu.
Padişah sordu:
-Beni kabul eden yaşlı kadın anneniz mi?
-Evet, annemdir,
-İsminiz ne?
-Ufeyra!
-Benimkini de biliyor musunuz?
-Tabii padişahım. İsminiz Mürsed ibni Külal. Yalnızca isminizi değil gördünüz ve
derdine düştüğünüz rüyayı da biliyorum.
Padişah, heyecandan az kalsın ayağa fırlayacaktı. Zor hakim oldu kendine.
-Çabuk anlat, hemen!
Kız sükunetini bozmadan saymaya başladı... fırtına, duman, ateş ırmaktan
güzellik ve çirkinlikle içenler.
... Ufeyra söyledikçe Mürsed, tek kam hatırladı. Kuş kadar hafifledi. Sanki
kaybettiği çok değerli bir şeyi yeniden bulmuştu:
-Senin herhangi bir insan olmadığın belli. Öyle olsaydı zaten bu ıssız dağlarda
ne aradın. Ayrı ve üstün bir tarafın olmalı. O yüzden rüyamı yorumlamanı da
istiyorum. Bunu yapabilir misin?
-Ondan kolay ne var padişahım?
Bunu dedikten sonra, karşıdaki divanın kenarına oturarak anlatmaya başladı. Bal
renkli bir ikindi güneşi, küçük pencerenin camlarından girerek odayı bakıra
çalan mbir renge boyuyordu.
-"Fırtına ve hortom padişahlara işarettir. Duman; padişahı çekemeyenleri ima
deyor. Ateş; münafıklık demek. 'Irmak' yeni bir dinin geleceğine müjde; 'ses' o
dini tebliğ edecek Peygambere alamet, sudan güzel güzel içenler Peygambere tabi
olacakların sembolü, suyu hırsla kullananlar ise O'na isyan edecekler
manasındadır.
Mürsed, duyduklarından derin hayrete düşmüştü: Renkten renge girip çıktı. Hiç
işitmediği şeyler dinliyordu.
-O Peygamber nasıl biridir?
-Şu yerleri, şu gökleri yaratan Allah için söylüyorum ki O' hak Peygamberidir.
-Peki, geleceğini söylediğin Peygamber, insanlara neler bildirir?
Konuşmaya dışarıdan ötüşen kuşların sesi karışırken Ufeyra, hürmet uyandıran
ağır başlılığı ile cevaplandırdı:
-O, alehisselatü vesselam, insanları puta, taşa, toprağa tapmaktan vaz geçerek
herşeyi yoktan vareden ezeli ve ebedi Allah'a kul olmaya, namaz kılmaya, oruç
tutmaya, zekat vermeye, hacca gitmeye, güzel huy edinmeye ve günah işlememeye
çağırır.
Hangi millete mensuptur?
-Araptır ama kendi milleti de O'nunla savaşacaktır.
-Nasıl olur; kendi öz milleti onunla mücadele edecekse, dostu kim olacak?
-O, Allah'ın en mekbul kulu ve en üstün Resulü olan Muhammed aleyhisselamdır...
birinci dostu Cenb-ı Hak, ikincisi de O'na eksilmez imanlarla bağlı ve gözünü
kırpmadan canlarını yoluna feda edecek arkadaşlarıdır.
Gün, ufkun gerisine çekilirken orman ve vadiler derin ve koyu gölgeleri
örtünmeye hazırlanıyordu.
Mürsed, şimdi sevinçler içindeydi; hayırlı biri olmalıydı ki rüyada O'na bir hak
din ve Peygamberin geleceği haber verilmişti.
Vakit geç olmak üzereydi, yolun tarifini alarak teşekkür edip atına bindi; cins
at, öne doğru fırlamak için sabırsızlanırken Mürsed ibni Külal:
-Anne selam söyle; o davet etmeseydi bu güzel müjdeyi alamazdım!
-Güle güle padişahım; yolun açık olsun!
Rüzgar gibi uçan atlı, az sonra alaca renkli karşı tepelerden kaybolup görünmez
oldu.